Organize İşler; Küçük Olsun Ama Bizim Olsun!

0
0

Son dönemlerde garip bir şekilde birilerinin düğmeye bastığını ve organize işlerin döndüğünü görmeye başladık.

Yazının ana konusuna başlamadan önce bir şeyin altını ısrarla çizmem gerekiyor. Burada asla ama asla kimse eleştirilemez, bazıları dokunulmazdır gibi bir tez sunulmuyor. Konu tamamen basketbol kültürümüz, saha içi değil daha çok saha dışı. Kirli bir düzenin çarkları ve bu çarkın yemeye çalıştığı insanlarla alakalıdır. Saha içi sonuçları, performansları, doğruları ve yanlışları ayrı bir yazıda değerlendirmeye çalışırız.

Fenerbahçe’nin Euroleague’deki sezon başlangıcı ve süreç içinde yaşananlar basketbol kültürümüzün ne denli çarpık olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Pusuda yatanların ortaya çıkmasından tutun da, sanki bugünlerin gelmesini beklermişçesine saldıranlara kadar, herkes aslında bir nevi ifşa oldu. Bu sadece Fenerbahçe’nin meselesi değil, bunu böyle okumak büyük yanılgı olur. Zira Türk basketbolunda hala, ”Küçük olsun da bizim olsun.” kafasında çok adam var. Ki en ufak bir sendelemede bu zihniyetin bayrak tutanları hem yazdıklarıyla hem manşetleriyle kendini zaten belli etti.

Alt ve üst yapılarda oyuncu tartaklayan, döven, söven, ailelerine binbir türlü hakaret eden koçları, sırf aralarındaki ilişkiden dolayı koruyan, PR çalışması yapan ve onlara iş bulmak için her türlü sayfayı ayıran yerler, Zeljko Obradovic’in mola esnasındaki küfür olayını sakız gibi çiğnedi durdu. Tutarlı olacaksanız, ilkeli davranacaksanız eğer sadece Obradovic’e değil, yakın arkadaşlarınıza da tepki gösterin ki bir anlamı olsun, yoksa amacınızı zaten herkes biliyor. Şimdi bu insanların kirli ilişkileri gün gelecek ortaya çıkacak ve bu öyle üstü örtülecek türden olmayacak.

Bu insanlarla birlikte, o kirli ilişkilerin parçaları olanlar da bu işlerden yakalarını öyle kolay sıyıramayacak. Hesap verecekler, karıştıkları işler nedeniyle hukuk önünde yargılanacaklar. Şimdilik bu kadar diyelim, sonuçta devir bahis devri! Bazı çapı küçük takımlar, bazı çapı küçük koçlar ve bazı çapı küçük oyuncular cebinizdeymiş ne de olsa, onlarla beraber artık…

Beşiktaş ve Galatasaray Çıtasını Yükseltmeli

Bu sadece Fenerbahçe’nin meselesi değil dedik, en basit örnek olarak, bu bütçe zırvalığı tuzağına düşen diğer büyük takımlardan Beşiktaş ve Galatasaray’ın şube yönetimleri açısından geldiği noktada ortada.

Bu iki takım da bir zamanlar, iyi bütçelerle, başarılı dönemler geçirmişti. Şimdi hangi noktadalar biraz geriye bakıp düşünün sadece. Bütçelerin yükselmesi demek rekabetin kızışması demektir. Rekabetin artması ise kalitenin tavan yapması anlamına gelir. Büyük bütçeler de işin ehline bırakılır, daha profesyonel hareket edilir. Hatalar, yanlış transferler, geride kalınan dönemler olur ama hesap verilebilirlik de artar. Hesabın verildiği yerde ise basketbolun küçük çeteleri istediği ekmeği bulamaz.

Zeljko Obradovic ve Maurizio Gherardini’ye nüfuz edemeyenlerin karın ağrısı da buradan geliyor. Ergin Ataman’ın basketbol çevrelerince pek sevilmemesinin nedeni de budur. Ataman’ı her konuda eleştirebiliriz ama kimsenin çarkına su taşımaz. İşine kimseyi karıştırtmaz ve kontrolü sadece kendi elinde tutar.

Eğri oturup, doğru konuşalım. Fenerbahçe Galatasaray’dan, Galatasaray da Fenerbahçe’den haz etmez. Fenerbahçe’nin eleştirildiği yerde Galatasaraylılar mutlu olur, Galatasaray’ın eleştirildiği yerde de Fenerbahçeliler. Fenerbahçe taraftarı ve Ergin Ataman arasındaki gerilimi de hesaba katarsak, bunu iyi körüklediler ve ortak noktada buluşulmasını engellediler. Büyük resmi geri plana atıp, küçük resme odaklanılmasını sağladılar.

Fenerbahçe’nin bütçesini küçültmesi yerine, Galatasaray ve Beşiktaş’ın da bütçelerini yükseltmesi konusunda baskı yapılsa, Türk basketbolu şu an bambaşka noktada olurdu. Yüksek bütçe demişken illa bunu 25-30 milyon euro olarak da algılamamak lazım. Bugün Euroleague’de 10-15 milyon euroya kurulan iyi takımlar da var. En azından kendilerini belli bir seviyede tutabiliyorlar ve o heyecanı derinden hissettiriyorlar. Fenerbahçe ve Anadolu Efes’in yanında iki Türk takımının daha Euroleague’de boy göstermesi için uğraş vereceğimize tartıştığımız konuların basitliği inanılır gibi değil.

Biraz da Biz Futbola Girelim

Hep futbol yorumcuları basketbola burnunu sokacak değil ya, biraz da biz örneklendirme yapalım. Radamel Falcao’ya verdiğin parayla Euroleague’de Final Four’a aday takım kurardın. Beşiktaş’ta da durum farklı değil. Fenerbahçe’ye bakarsak alt tarafı Robin van Persie’ye harcadığın parayla Euroleague şampiyonluğu kazandın.

Elbette iki tarafın ekonomik yapısı ve taraftar beklentisi farklı ama Türkiye’de o kadar saçma örnekler üzerinden gidiliyor ki, biri de bunu çıkıp dediğinde kimsenin çıtının çıkmaması lazım.

Pazarın küçülmesi, profesyonelliğin azalması her zaman basketboldaki ‘küçük olsun bizim olsun’ zihniyetindeki çetelerin işine yarar. Piyasanın küçülmesi ise en çok bu işten ekmek yiyen basketbolcuları vurur. Onların da uyanık olması ve artık bazı gerçekleri görerek bilinçli hareket etmesi gerekiyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın derseniz, o yılan bir gün gelir sizi de sokar.

Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz