İlkan Karaman: Fenerbahçe Her Oyuncu İçin Büyük Bir Fırsat

0
0

Tahincioğlu Basketbol Süper Ligi‘nde geçtiğimiz sezonu Demir İnşaat Büyükçekmece‘de tamamlayan İlkan Karaman‘la A’dan Z’ye her şeyi konuşmaya çalıştık.

Her oyuncunun kariyerinde bir dönüm noktası olur. İlkan’ın kariyerinde ise birden fazla dönüm noktası oldu. Belki de bugün bu kadar güçlü bir şekilde ayakta kalmasında aldığı virajların etkisi çok büyük. Yaşadığı talihsiz sakatlık onu pes ettirebilirdi, etmedi. Yaşadığı süreç ona artık yeter dedirtebilirdi, demedi. Yıllar geçtikçe geçmişe sünger çekti ve geleceğini yeniden inşa etmeye karar verdi.

Kariyerinin en verimli dönemlerine girdiği bu zamanda İlkan’la hem geçmişi, hem bugünü, hem de geleceği konuşmaya çalıştık. Lafı fazla uzatmadan neler konuştuğumuza bir göz atalım.

İşte İlkan Karaman’la yaptığımız özel röportaj;

– Türkiye’de belki de en çok tartışılan konuların başında altyapı geliyor. Birçok kişi altyapıların yeterli seviyede olmadığını düşünüyor. Sen kendi geçmişini de buna katarsan genel olarak altyapılar hakkında ne düşünüyorsun. Tam olarak eksik olan şey ne ve neler yapılmalı?

Benim zamanımda da aynı sorunlar vardı, şimdi de benzer şeyler var. Altyapılardaki sistemin, üst yapıdaki seviyede olması lazım. Nasıl A takımda kondisyonerinden, masörüne kadar her işin uzmanı varsa, altyapılarda da benzer kalitede ekip olması lazım. 14-15 yaşındaki çocukların eksikleri detaylı bir şekilde analiz edilmeli ve bu analizer sonucunda onların gelişimi planlanmalı. Profesyonel dünyada zaten bir adam kendine iyi bakıyorsa yükseliyor. Önemli olan ona bu işlere başlarken, henüz profesyonel seviyede değilken bu profesyonelliği aşılamak. Ben Efes’in altyapısında başlamıştım. Zaten üst düzey bir kulüp. Altyapılarında masöründen, kondisyonerine kadar her şeyleri vardı. Daha sonra İTÜ’nün yıldız takımında 2 sene oynadım. Şimdi Demir İnşaat Büyükçekmece’de yardımcı koç olan Serhat Şehit o dönemde benim koçumdu. A’dan Z’ye her şeyimizle ilgileniyordu. Ne eksiğimiz varsa tespit ediyordu. Bugün hala oturduğumuzda konuşuyoruz, basketbol bakımından çok şey kattı. Ben Efes’te neredeyse 0 dakika alan bir oyuncu olarak İTÜ’ye geldim ve sonraki sezon öyle bir seviyeye geldim ki, benden 1-2 yaş büyüklerle milli takıma gittim ve her maç çok iyi istatistiklerim vardı. Beni o dönemde çok iyi seviyelere getirdi. Bu şekilde işini çok iyi yapan isimler de var.

Fenerbahçe’yle Yollarımız Daha Önce Kesişebilirdi

Aslında ilk olarak Ülker’in altyapısına gidecektim. O sene Ülker kapanma kararı aldı ve Fenerbahçe’yle birleşti. Fenerbahçe Ülker’in kadrosunda da birçok yıldız vardı ve birleşme sonrası altyapıdaki sürecin nasıl olacağını bilemediğimiz için tercihimiz farklı oldu. Efes de o dönemde Rusları devşirip ülkeye getiriyordu. Bu yapıya ağırlık vermişlerdi.

– Altyapılarda yabancıların devşirilip getirilmesi sizi psikolojik olarak etkiliyor muydu?

İster istemez etkileniyorduk. Çocuk yaşta olunca çok farklı bir rekabet içine giriyorsun. Profesyonel olarak bakmıyorsun olaya.

– Bir üste gelelim o zaman. Milli Takım için oyuncu devşirilmesine nasıl bakıyorsun?

Eksik gördüğün bir pozisyon için bunu düşünebilirsin. Ama düşündüğün kişinin genç olması ve senin üzerine yatırım yapmış olman gerekiyor. Bunu da fark yaratsın diye yaparsın. Böyle bir oyuncuya kimsenin ses çıkartacağını sanmıyorum. Ama her sene başka bir oyuncunun devşirilmesi sağlıklı olmuyor. Biz daha önce oyuncu devşirmeden başarılı dönemler yaşadık. En yakın örnek 2010’da yakaladığımız başarı. Şimdi niye böyle bir jenerasyon yaratılamıyor bunu tartışmak lazım. Bence elimizde bu jenerasyonu yakalayacak yetenekli oyuncular var.

– Senin dışında da bu konularda fikrini aldığımız oyuncular, koçlar var. Ancak işin biraz da taraftar boyutuna gelelim. Basketbolseverlerin de bu konuda bazı eleştirileri var. Örnek vermek gerekirse, yabancıların biraz olsun kıskanıldığı, yerlilerin rekabetten korktuğunu ve yetersizliklerini örtmek için yabancı karşıtı olduklarını söylüyorlar. Elbette her basketbolsever ve her oyuncu için geçerli değil bu. Ama böyle bir genel kanı var.

Rekabete giren vardır, girmeyen vardır. Ben kendi adıma karşımda kim olursa olsun rekabete girmekten çekinmem. Ama şöyle genel bir algı var zaten. Yabancının kredisi daha fazla. 5 şut kullanıp sadece 1’ini soksa bile hoşgörülü davranılabiliyor. Ama aynısını Türk oyuncu yaptığı zaman daha ağır eleştiriliyor. Yabancının aldığı para çok göze batmıyor ama yerli oyuncunun aldığı yüksek kontrat daha fazla göz önünde oluyor. Bu sefer verilen bu kontrat üzerinden tepkiler büyüyor.

İşimi En İyi Şekilde Yapmaya Çalışıyorum

– Jenerasyonunun en iyi oyuncuları arasında başı çekiyordun. Genç yaşında çok fazla gündemde olan bir oyuncuydun. Bunun dezavantajlarını da yaşadın aslında. Art niyetli insanlar en ufak hatanı kolladılar. Dışarıdan seninle ilgili ”şımarık çocuk” algısı yaratıldı. Ki seni az biraz tanıyan aslında böyle olmadığını ve 180 derece farklı bir yapıda olduğunu biliyor. Yine de bu yaratılan algı seni ne derece etkiledi?

Beni tanıyanlar zaten nasıl biri olduğumu biliyor. Her insanın dış görünüşüyle iç dünyası bir olmaz. Ben işimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Zamanla bu algıda tamamen yok olacaktır zaten. Benim çalıştığım adamlar belli, herkes gidip sorabilir İlkan nasıl biri diye. Bir tanesi çıkıp kötü bir şey diyecek mi? Çalıştığım hiç kimseyle sorun yaşamadım. Bir kişi vardı, onun da nedeni belli. Başka hiç kimse arkamdan bu anlamda kötü konuşamaz. Ben artık insanların kafasındaki bu acabaların kalkmasını istiyorum.

– Olmadığı biri gibi davranan bazı oyuncular da var. Herkese ‘şirin’ gözükmeye çalışan. Sen olduğun gibi davranan birisin. Ki böyle davranırken de tribünlerle herhangi bir sorunun da yok. Dışarıdan biraz agresif gibi gözüküyorsun ama rakibi tahrik edici bir olayın hiç olmadı aslında.

Benim oyun tarzım bu. Agresif ve sert oynamayı seviyorum. Bunu yaparken de rakibi ya da rakip taraftarı sinirlendirecek bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Dışarıdan gelen herhangi bir negatif eleştiriden de pozitif sonuçlar çıkartmaya çalışıyorum.

Özhan Çıvgın’ın Bana Çok Büyük Katkısı Oldu

– Demir İnşaat Büyükçekmece kariyerine gelmek istiyorum. Ara dönemde transfer oldun ve çok olumlu katkı yaptın. Burada kısa dönem içinde de performansın önemli ölçüde arttı. Sahada etki eden oyuncular arasındaydın.

İstanbul BBSK’dan ayrılmıştım. Özhan Çıvgın’la görüşmemiz oldu. Özhan abi benim takıma katkı yapacağımı düşünüyordu ve bu doğrultu da konuşmalarımız oldu. Ben de zaten Özhan abinin oynattığı basketbolu beğeniyordum ve onunla çalışmayı da istiyordum. Kendisine de bunu söyledim. Ben Özhan abiden sadece hak ettiğimi istedim. Bana hak ettiğim süreyi vermesi benim için yeterliydi. Anlaştık, hem özel, hem takım antremanımı yaptım, yeri geldi şakalaştık, yeri geldi takımla ilgili ciddi toplantılar yaptık. Bana verdiği rolü sahiplendim ve takıma da faydalı olduğumu düşünüyorum. Elimizden çok maç kaçırdık. Belki onları alsak playoff hikayesi de yazabilirdik. O eşiğe yakındık. Olmadı, düşmemek için sonlara doğru mücadele verdik ve kaldık. Benim performansım veri olarak da, insanların gözünde de ortada. Benim için müthiş bir fırsat oldu Büyükçekmece ve Özhan abi. Çok da iyi zaman geçirdim. Özhan abi bugün nerede olursa olsun hiç düşünmem koşarak giderim yanına.

– Keşke sezona Büyükçekmece’de başlasaydım dediğin oldu mu?

Evet, ama İBB benim için tecrübe oldu. İBB’de oynadığım dönemlerde de çok verimli maçlarım oldu.

– 15 dakikanın üzerinde oynadığın bütün maçlarda iyiydin İBB’de. Özellikle ribauntlara olan katkın ve verdiğin enerji kendini belli ediyordu.

Hazırlık döneminde de iyi başlamıştım. Aldığım sürelerde iyi katkı yapıyorum. Ama koç tercih etmedi, farklı yollara gitti, bir sürü şey sayabiliriz. Ama Büyükçekmece’ye giderek çok doğru ve yerinde bir karar verdiğimi düşünüyorum.

– Bunu tamamen genel olarak soruyorum. Oyuncuların psikolojisini anlama adına. Sezona başlıyorsun, iyi de oynuyorsun ama yeni bir transfer geliyor ve daha idmana bile çıkmadan ilk maçta senin sürelerini yiyor. Bu bir oyuncuyu nasıl etkiler?

İlk etapta etkilemez. Oyuncu yeni geldi görmek istiyor derim. Ama süreç içinde ben ona karşı daha baskın olduğum hale benim önüme geçiyorsa o zaman rahatsız eder. Ama şunu da söyleyeyim. Adam iyi olsun, kötü olsun ben kendi iyiliğim için savaşırım onunla. Bunu aldılar getirdiler, benim önümde oynuyor, o zaman o oynasın, ben de çalışmam, etmem demem. Bunu zaten kendime yediremem. Böyle triplere sokmam kendimi. Negatif etkisi mutlaka olur. Oldu da, ama ben önümdeki sezonları düşündüm ve kendi eksiklerimi giderdim.

Fenerbahçe Her Oyuncu İçin Büyük Bir Fırsat

– Bazı insanların bugün halen zaman zaman konuştuğu konuya gelelim. Fenerbahçe’ye transfer sürecin. O dönemde çok konuşuldu. Ve hala konuyu farklı şekilde anlayan ya da anlatanlar var. Buna biraz açıklık getirmek istiyorum. O güne geri dönersek, Fenerbahçe’ye nasıl gittin, neler yaşandı?

Öncelikle sezonu bitirdikten sonra NBA’de draft edildim ve milli takıma gittim. Çok da iyi maçlar oynuyordum. Bir kişi bile bana ulaşmadı, bir kişi arayıp sormadı. Sanki ben hiç yokumuşum gibi davranıldı. Fenerbahçe’den kontrat teklif geldi. Ciddi şekilde ilgileniyorlardı benimle. Uzun vadeli planlamaları vardı. Karşıma da büyük bir fırsat çıkmıştı. Fenerbahçe’den gelen teklif her oyuncu için fırsattır. Sonuç olarak kimseye bir şey demeden Fenerbahçe’ye imza atmışlığım yok.

– Transferinden sonra çok iyi maçların oldu. Performansın da beğeni topluyordu. Ardından çok talihsiz bir sakatlık yaşadın. Bu tip sakatlıklardan sonra dönüşler her zaman zordur. Hiç umutsuzluğa kapıldığın anlar oldu mu?

Kendime bir söz verdim. Maddi, manevi sıfırı tüketene kadar çare aramaya devam edecektim, çabalayacaktım. Gerekirse 15 kez ameliyat olacağım, Antartika’ya bile gitmem gerekirse gideceğim dedim. İlk başlarda değil ama sonradan karşıma çıkan insanlarla birlikte bir şekilde yeniden kendimi bu seviyelere getirdim. Bu dönemde en çok yanımda olan isimlerden biri olan, İsviçre’deki doktorumu bulmama yardımcı olup, bütün fizik tedavi sürecimi en iyi şekilde gerçekleştiren fizyoterapist / spor performans uzmanı Haşim (Ay) abi benim kariyerimin dönüm noktası oldu. Bu da benim şansımdı.

– Kariyerinde en etkilendiğin koç kimdi?

Zeljko Obradovic’le çalışma fırsatım olmadı ama o dönem oradaydım. Onu söyleyebilirim. Hakan Demir’in bana çok büyük katkısı oldu. Herkese eşit davranırdı. Hak edene hakkını veren disiplinli biriydi. Son olarak da Özhan abinin de etkisi büyük oldu.

– Bogdan Tanjevic’le ilgili neler söyleyeceksin? Ona karşı da bir sempatin olduğunu biliyorum.

Tanjevic benim o dönem bu kadar yükselmemi sağlayan adamdır. Milli Takım’da bana çok büyük desteği oldu. Gelişmime katkısı büyüktü. Türk basketboluna da çok büyük katkısı oldu. Özellikle uzunlara olan katkısı muazzamdı. Onun gibisi bir daha zor gelir.

– Berk Uğurlu’ya gelelim. Oturup mutlaka maçlar üzerinden konuşuyorsunuz. Kendisini eleştirdiğin oluyor mu? Bu sezon kendisini çok geliştirdi ve potansiyelini açığa çıkarttı. Gösterdiği çıkış da Türk basketbolunun geleceği açısından umut verdi.

Berk’le zaten her zaman beraberiz. Oturup maçları izliyoruz ve değerlendiriyoruz. Kendisini bazen sertçe eleştiririm. Eksisini, artısını analiz ediyoruz. Kariyer hedefleri hakkında konuşuyoruz. Berk’in zaten potansiyeli belliydi. Bu sene kapasitesini gösterme fırsatı buldu. Bu saatten sonra üstüne koya koya gidecek. Koç olsam, takımıma bir oyun kurucu alacak olsam, yerli yabancı ayırmıyorum takımını en iyi oynatacak guardlardan birisi. Saha görüşü, savunması, soğukkanlılığı çok iyi seviyede. İçeriye girmeye başladı artık eskiden onu yapmıyordu. Yeri geldiğinde şut kullanmaktan çekinmeyecek hale geldi.

– Şut demişken bizim Türk oyuncularda bu konuda bir çekingenlik var. Ancak senin maçlarını yakından takip eden herkes biliyor ki sen bu konuda ayrılıyorsun. Şutunu kullanmaktan çekinmiyorsun ve özgüvenin yüksek. Ki artık mobil 4 numaralar revaçta. Şutu olan, atletik ve hareketli. Sen de bunlar var, üstelik rakip sahaya top da taşıyorsun. Biz bunları en son Mirsad Türkcan’da görmüştük.

Zaten Mirsad Türkcan’ın jübilesinden sonra ben gelmiştim (gülüyor). Aslında biz bunları kendi aramızda konuşuyoruz takım arkadaşlarımızla. Bazı oyuncular şut kullanma konusunda biraz tedirgin olabiliyor. Ben açıkçası antremanda nasıl atıyorsam maçta da öyle atıyorum. Yani demek istediğim nasıl antremanda tedirgin olmuyorsan, maçta da tedirgin olmamak gerekiyor. Bir anlık tereddüt girecek şutun da kaçmasına neden olabilir. Mutlaka iyi günün de, kötü günün de olacak. Dışarıdan atamazsan içeriden atarsın. Gereksiz şekilde kendini gerip, baskı altına girmemek gerekiyor. Doğru şutu bulduğunu hissettiğin anda kullanmaktan çekinmemek lazım. Ben genel olarak rahat bir insanım. Stresi sevmiyorum, işim neyse onu yapmaya çalışıyorum. Belki de bu yüzden sahada da rahatım. Bu seneki en büyük avantajım Özhan abi de bu konuda bana o güveni verdi.

– Seni en çok etkileyen oyuncu kimdi?

Bo McCalebb. Oynadığı basketbolu hayranlıkla izliyordum. Kendisinden uzun oyuncuların üzerine korkusuzca giderdi. Düşerdi, kalkardı ve yine bitirirdi. Çok hızlıydı ve bir anda yön değiştiriyordu.

– Oynadığın en iyi beş?

Bo McCalebb, Ömer Onan, Bojan Bogdanovic, Earl Clark, Jovo Stanojevic.

– En iyi anlaştığın oyuncu?

Saha içinde iletişim olarak en iyi anlaştığım oyuncu Kenan Sipahi. Birbirimizin ne yapacağını, nerede olup, nerede olmayacağımızı biliyorduk.

Röportaj: Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz