Analiz: Yaprak Döker Bir Yanımız Bir Yanımız Bahar Bahçe!

3
0

Türkiye‘de en zor şey sisteme eleştiri getirmektir zira çok fazla yanlış anlaşılabiliyorsunuz.

Elma-armut denklemi üzerinden gidecek olursak, elmaları ve armutları aynı torbaya koymadan, kendi standartları üzerinden değerlendirerek genel tabloyu ortaya koymaya çalışacağız.

Türk baskebolundaki yerli-yabancı, genç-yaşlı, tecrübeli-tecrübesiz oyuncularla ilgili çok yazı kaleme aldık, alındı. Sıkılan olsa da, biraz daha sıkmaya devam edeceğiz. Zira kendi adıma en azından ben bu konuyu önemsiyorum.

Kimseyi Kutsamıyoruz Sadece Farkı Ortaya Koyuyoruz

Geçmiş birok yazıda Fenerbahçe Beko ve Anadolu Efes’i bir kenarda tutmama eleştiri getirenler oldu. Zeljko Obradovic’i kutsadığım ya da Ergin Ataman’a laf söyleyemediğim gibisinden. Oysa o yazıların bir çoğunda konuyu detaylandırmıştım.

Yüksek hedefleri olan, çıtasını Euroleague şampiyonluğu olarak belirleyen takımlardan beklentim farklıdır. Ben ne o takımları ne de koçları, genç oyuncular üzerinden eleştirmem. Zira bu takımların asıl amacı (diğer devlerin olduğu gibi) genç oyuncu yetiştirmek değil, Avrupa’da Türk basketbolunu farklı şekilde temsil etmektir. Ki bunu da özellikle son yıllarda Fenerbahçe en iyi şekilde yerine getiriyor.

Kaldı ki, bu tip üst seviye takımlardaki taraftar ve medya baskısı hali hazırda olabilecek oyuncuyu da zaman zaman olumsuz etkileyebiliyor. Bunun geçmişte örneklerini gördük. O nedenle her yerli ve genç oyuncu meselesinde, ”Obradovic’e tek laf edemiyorsunuz.” gibi tutarsız bir söylemi de artık kenara atmanın vakti geldi.

Özhan Çıvgın Balkanlar’da Olsaydı Omuzlarda Taşınırdı!

Şimdi gelelim asıl ikiyüzlülük yaptığımız meselelerden birine, hatta en önemlisine.

Obradovic ve Ataman üzerinden milliyetçiliğin dibine vuran insanlar, Özhan Çıvgın’a bir kere bile sahip çıkmadı. Çıvgın’ı zaman zaman benim de eleştirdiğim noktalar oldu. Eleştirmek farklı bir şeydir, maç maç değerlendirme yapmak, doğrularını ya da yanlışlarını dile getirmek gibi. Koç daha çok genç ve yolun başında. Elbette eksileri ve kendisini geliştirmesi gereken noktalar olacaktır.

Bu sezon Türklere ve gençlere en çok şans veren koçların başında geldi Özhan Hoca. Bunu da takdir beklemek, alkış almak için yapmadı. Koçun da zaten böyle bir beklentisi olacağını sanmıyorum. Lakin bu işin içinde olan bizler, gençlere şans verilmesini savunan yazarlar ya da yorumcular, koçun ne kadar arkasında durabildi? Taraftara bir şey demiyorum, onlar sonuca bakar ve genel tabloyla çok ilgilenmezler. Ancak onları da yönlendiren bir mekanizma olduğu gerçek.

Lafa gelince, ”Bu gençlere şans verilsin.” diyenler, bu şansı onlara veren, arkasında duran, saha sonuçlarından ziyade oyuncu kazanımına yönelen bir koçun arkasında dahi durmaktan aciz hale geldiler.

Özhan Çıvgın bugün herhangi bir Balkan ülkesinde, herhangi bir takımın başında olsaydı ve Karşıyaka’da yaptıklarını orada yapsaydı, ilk bakılacak ve analiz edilecek şey gençlere verdiği süreler olacaktı. Ve Çıvgın’la uzun vadeli bir planlama yapılacak, üstüne de omuzlara alınacaktı. Bunu abarttığımı düşünenler olabilir ama abartı yok bu konuda.

Bu yüzden zaten Balkanlar bizden fersah fersah önde gidiyor oyuncu havuzu konusunda.

Türkiye’de son dönemlerde hep konuşulan bir ‘proje takımı’ mevzusu var. Bu hangi takım olur bilemem ama o takımın başına biri gelecekse bu Özhan Çıvgın ya da onun gibi biri olmalı. Bakın illa Çıvgın olsun demiyorum ama onun felsefesinde birine ve böyle bir takıma ihtiyacımız olduğu çok açık.

Burak Gören’i Kaybetmemek Lazım

Türk Telekom son maçlarda istediği sonuçları alamıyor. Oyun temposunda düşüş olduğu da gerçek. Ancak tıpkı Özhan Çıvgın örneğinde olduğu gibi Burak Gören’e karşı da belli odaklar tarafından ‘garip’ bir tutum var.

Sosyal medyadaki troll hesaplardan bahsetmiyorum. Onları zaten ciddiye almaya gerek yok. Gören, genç koçların başına geliyor. Sanki bir sahipsizlik durumu var. Koçun bu tip şeylere çok takıldığını sanmıyorum ama bu işin içinde olan insanlar, bizim gibi ucundan kıyısından tutanlar, bu tip yeni jenerasyon koçlara biaz olsun destek vermeli. Zira bizim ciddi anlamda değişime ve temizliğe ihtiyacımız var. Bu da bağımsız ve özgürce bir şeyler yapmaya çalışan, tırnaklarıyla kazıya kazıya bir noktaya gelebilen insanlara sahip çıkmakla olur.

Bunun dışında Türk Telekom’un yaşadığı düşüş doğru zamanda yaşanan bir düşüş de olabilir. Bunu iyi kullanabilirlerse, tam playoff zamanı yeniden form tutma şansını yakalayacaklar. Bazen olumsuz gibi gözüken tabloyu olumlu hale getirmek yine insanın kendi ellerinde olan bir şeydir.

Yerli ve Milli ‘Bogdan Bogdanovic’ Mert Konuk!

Yazarken bizi de heyecanlandırmıyor değil bu başlık. Geçmişte Mert Konuk’la ilgili birkaç kelam etmiştik. Bizim aslında sık sık Mert ve onun gibi gençleri yazmamız gerekiyor.

Bogdan Bogdanovic’in sadece Fenerbahçe değil, Fenerbahçe öncesi Partizan ve genç takımlar dönemini de yakından bilen biri olarak, Mert’in benzer özelliklere sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Her şeyden önce kusursuz bir şut mekaniği ve kendi yaşıtlarına göre olağanüstü bir özgüvene sahip. Bu mekanik ve bu özgüven doğru işlenirse Türk basketbolunun 15 yıllık şutör ihtiyacı ortadan kalkar.

2000 doğumlu bir oyuncu, karşısındaki savunmaya aldırmadan ve hiç tereddüt etmeden şutu yolluyorsa, bu bizim iklimimizde çok değerli bir özelliktir. Şutlar girer ya da girmez orası hiç önemli değil. Başımıza ne geliyorsa zaten girmeyen şutları sorgulamaktan geliyor. Oysa oyuncunun deneme isteği, kendini ‘ya kaçarsa’ korkusundan soyutlaması ve baskıyı en aza indirmesi bu jenerasyondan çıkan bir genç için en kilit nokta.

Yakından takip ettiğim gençler arasında olduğu için sezon içinde bazı özelliklerini geliştirmeye başladığını da görmek mümkün oluyor. Bana göre en büyük eksiklerinden biri olan içeriyi zorlamama konusunda epey yol kat etmiş. Bazı maçlarda sık sık potaya gitmeye çalıştığı ve rakip savunmayı daha da yıprattığı görülüyor.

Agresif yapısını (olumlu bir agresiflik bu) doğru kullanabilirse, oyunun her iki yönünü de çok rahat oynayabilir, ki bu onu çok daha değerli bir parça haline getirebilir. Biz de iyi savunma denince bazı gençler bunu rakibi kündeye getirmek ve ittirmek olarak algılayabiliyor, ancak Mert’in o konuda da ayrıldığının altını çizelim. Kontrollü bir agresifliği ve rakibe saygısı var.

Hakikaten çok özel bir yetenek ve önemli bir potansiyel. Önümüzdeki süreçte böyle bir şutörü BSL seviyesinde görmek için bir basketbolsever olarak sabırsızlanıyorum.

Yordan Minchev’e Verdiğin Şansı Kendi Gençlerine Veremiyorsan…

İstanbul BBSK cephesi ya da daha doğrusu koçu Hakan Yavuz zaman zaman bize kızıyor yazdıklarımızdan dolayı. Ancak bu kadar hedefsiz bir takım eğer kadrosundaki Türk gençlerine süre vermeyip, Yordan Minchev de ısrar ediyorsa bizim de buna eleştiri getirme hakkımız bırakın da olsun biraz.

Yabancı ya da Yordan Minchev düşmanı değiliz. Ki bu sitede bu bölümü okuyanlar, Marko Guduric’i herkes eleştirirken, onu nasıl savunduğumu bilirler. Zira Guduric’in muazzam bir potansiyeli var ve farkını da ortaya koyuyor. Minchev’in sağlam bir transfer bağlaması olması dışında neyi var? Buna gerçekten izah getirecek biri varsa dinlemeye hazırım ya da hazırız. Hatta öyle bir söyleme de hiç gocunmadan yer veririz.

İlk aklıma gelenlerden biri Mert Çevik. Bu çocuk da ısrar edilseydi ne kaybederdi İBB? Kaybeder miyidi, yoksa bir oyuncu kazanır mıydı? Ya da Bekir Karlı, ona bu süreler verilseydi ne olurdu? Daha kadar ne kadar kötüye gidebilirdin ki, Minchev’e verdiğin şansı bu çocuklara versen daha kötü olasın. Bu çocukların oyun olarak bir kusuru, bir eksisi mi var, oynatın görelim o zaman. Verin şansı, değerlendiremiyorlarsa onlara da eleştiri getirilir. Kenarda turşu kurar gibi yetişmez bu çocuklar. Onlara birazcık güven göstermenin, birazcık şans vermenin, birazcık değerlendirmenin nasıl bir zararı olabilir ne benim ne de benim gibi düşünenlerin aklı almıyor.

Geçenlerde Sırbistan’ı yakından bilen sevdiğim ve değer verdiğim bir dostumla konuşurken, laf lafı açtı ve konu bu noktaya geldi. Sırbistan’da böyle bir şey olsa ne olurdu dediğimde, Sırp basını, gazeteciler ve yorumcular o koçu topa tutardı dedi. Biz de ise tam tersi. Eleştiri getiren eleştiriliyor, birilerine hizmet etmekle suçlanıyor ve cephe alınıyor.

Sakarya Konusu Artık Kabak Tadı Verdi

Adatıp Sakarya BŞB Basketbol’un her hafta maddi sorunlarla gündeme gelmesi, oyuncuların şehirden ayrılması ve bu sefer maçlara çıkmıyoruz tadındaki tavırları artık insanlara kabak tadı vermeye başladı.

Kısa ve net;

Yönetmeyi beceremiyorsanız eğer çekilin. Ne ligin dengesiyle, ne kaderiyle ne de kimyasıyla oynamayın. Yazık günah, sadece kendinizi değil, kümede kalma hesapları yapan takımları da zor durumda bırakıyorsunuz.

Başta Ozan Bulkaz olmak üzere oradaki oyuncu grubuna da Allah sabır versin. İnsanlar, belli sözlere güvenip kariyerlerini planlıyorlar ve bu planlama her hafta değişmek zorunda kalıyor.

Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

3 YORUMLAR

  1. Türkiye’nin seviyesi bu kadar kapsamlı yazıyı kaldırmaz 🙂 Yazdıklarınızın çoğuna katılıyorum ama bizim toplumumuz okumuyor okuduğunu da pek anlamıyor.

    İyi çalışmalar.

  2. kemal erdem in ustalik donemi yazisi olmus forumada bekleriz ihmal ediyorsun. mert konuk u bundan sonra her mac takip edicem sen birine bos yere yeni bogdan demezsin.

  3. Kemal bey çok klas bir yazı olmuş. Bu tip yazıların daha sık olması gerekiyor. Olay koçlar kadar yöneticilerde bitiyor. Yeni Bogdan olur dediğiniz çocuğa süre verip maç kaybeden koçun sonu Özhan Çıvgın gibi olur. Bu riske girerler mi sizce? Hangi yönetici arkasında durabilir?
    Hakan Yavuz gerçekten kötü koç. Dur diyen bir yönetici var mı?
    Önce yöneticileri eğitmek lazım. Sizin yaptuğınız bu değerlendirmeleri Fenerbahçe dışında çok az kulüp kendi içinde yapıyordur.
    Fenerbahçe de bu yüzden en iyisi zaten.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz