Analiz: Ya Onurlu Bir Bakış ya da Görkemli Bir Direniş!

2
0

Henüz genç bir lise öğrencisiyken aldığım Che Guevara‘nın Afrika Rüyası adlı kitabını uzun yıllar sonra tekrar okuma fırsatı buldum.

Che, ”Bu bir başarısızlığın öyküsüdür.” diyerek kitabına yön verir ve bu deneyimin uzun vadede verilecek mücadelelere ışık olmasını amaçlar. Özeleştiri nasıl yapılır ya da yapılmalıdır onun dersini verir aslında.

Bizim ülkemize uzak bir kavram özeleştiri. Türk basketbolunun geçirdiği bu süreçte en fazla yapması gereken şey oysa ki… Özeleştiri, alttan değil üstten başlar. Kitlelere yön veren liderleridir.

Özellikle son 2 yıldır birçok kulübün hali ortada. Son 1 yıldır ise kepenk kapatan ve ligden çekilen takımların sayısını unutur hale geldik. TBF geçtiğimiz günlerde yeni mali kriterleri açıkladı. Bazı kesimlerden de beklediğimiz gibi büyük övgü aldı. Almasına aldı da, bu kriterler zaten hep vardı. Kelimelerin yeri değişince her şey düzeliyor mu?

Che diyor ki, ”Yürüdüğüm yol boyunca kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.”, hissetmemişti ama o yine de davasından vazgeçmemişti. Bizde ise yalnızlığı göze alıp yola çıkabilecek tek bir kişi bile yok. Sorunumuz bu zaten. Kulislerde en sert eleştirileri yapanlar, sistemi sorgulayanlar, ellerine kalem aldıkları anda 180 derece farklı yazıyor. Bu çark edişin sebebi de, çarkın dişlilerine kendilerini fena halde kaptırmalarıdır.

Sezon başlayana kadar bol bol pembe tablo çizecek olanlara da çok fazla kulak asmayın. Tünelin ucu gözükmüyor ve herhangi bir ışık da yok. Belki 1 ay içinde 2 kulüp daha çekilecek, belki sezon başladıktan sonra Sakarya’nın yaşadığını yaşayacak. Lig, marka değerini cepten yemeye devam ediyor ve değer gün geçtikçe düşüyor.

Sussan Olmuyor Susmasan Olmaz

Sezon ortasında koç değişimi yaşayan kulüplerimizden birinde oynayan genç bir oyuncu, yeni koçun bağlı olduğu menajerlik şirketinin baskısıyla kızağa çekilmiş ve belli maçlarda hiç süre alamamıştı. Hatta bu sayfaları yakından takip edenler bahsi geçen olayı anımsayabilirler. Aslında isimlerin önemi yok bu noktada. Zira bu ilk değil, son da olmayacak. İsimler değişecek ama işleyiş değişmeyecek.

Genç oyuncu, kendisinin önünü kesen menajerlik şirketiyle anlaştı ve o günden sonra yeniden süre almaya başladı. Herkesin sindirim sistemi farklı çalışır. Benim midem böyle bir şeyi kaldırmazdı. Oyuncu da kendi açısından, ”Düzen böyle, benim haklarımı savunacak bir oluşum yok, ben de tükürdüğümü yalayıp bana bu tezgahı hazırlayanlarla anlaşmak zorundaydım…” diyebilir. Diyebilir ama o menajerlik şirketine geçmemekte direnip, güçlü bir duruş sergileyerek karakter gösteren bir diğer gencin süresini de haksız yere çalacak bir konuma da gelebilir. Ben böyle bir durumda takım arkadaşımın yüzüne bakmakta zorlanırdım.

Hani şarkıda diyor ya;

Sussan olmuyor, susmasan olmaz
Dil dursa hakim bey, tende can durmaz
Yazsan olmuyor, yazmasan olmaz
Kaleme tedbir koma, tek durmaz..

Şimdi bu kulüpleri gerçekten yöneticiler mi yönetiyor, rotasyonları koçlar mı belirliyor, yoksa anahtarı kaptırdıkları menajerler mi? Kaç oyuncunun hakları böyle gasp ediliyor, kaç kişi mağdur ediliyor, kaçı düzenin adamına dönüştürülüyor siz düşünün.

Bu Ne Çıldırtan Denge

Konuları tek tek toplayınca sistemin bozukluğundan başka bir yere çıkmıyoruz. Karakterinden, duruşundan taviz verdiğin sürece her kapıyı açma ama taviz vermezsen bazı kapıları da sana kapatma ihtimalleri artıyor.

Şimdi biz normalde bir ülkede yaşasak, her şeyi medenice tartışabilsek ve buna göre analiz yapabilsek, milli takım seçimleriyle alakalı da birçok sorunu masaya koyabiliriz. Ama dikkat edin bütün seçimlere ‘ayet’ gözüyle bakılıyor ve asla tartışmaya açılmıyor.

1996 ve 97 jenerasyonundan 4 uzun var sıklıkla milli takıma çağrılan. Bunlardan ikisinin inanılmaz PR’ı yapılıyor. Her transfer dönemi mutlaka Fenerbahçe ya da Anadolu Efes’e götürüyorlar. Bu sene başardılar, başardılar yoksa daha da başaramazlar. Sırtlarını şimdilik sağlam yere vermişler. Şimdilik diyorum çünkü sadece bu devran değil, haksızlık üzerine kurulu hiçbir devran sonsuza kadar sürmez. Diğer ikisi ise 3’er sayı ortalamasını zor görüyor zaten. Hoş PR’ı yapılanlardan birinin 5 sayı ortalamasını gördüğü de yok, o da ayrı bir konu. İstatistik her şey midir, elbette değildir. Ancak aldığın süreyle orantılı olarak bir veri teşkil eder.

Sadece istatistikler üzerinden gitmediğime bir örnek vereyim. Mesela Muhsin Yaşar, şu an milli takıma alınan birçok uzundan daha fazla katkı verecek bir isim. Ancak onu bu seviyede görmemiz imkansız neredeyse. Oysa süre aldığında savunmada ve hücumda önemli katkı yapacak potansiyeli var. Kaldı ki, getirdiği enerjiyi ve verdiği mücadeleyi izlediğiniz de anlayabiliyorsunuz.

İlkan Karaman bu ülke topraklarının yetiştirdiği en özel yeteneklerden biri. Yok işte, onun gibilerini kolay kolay yetiştiremiyorsun. Kariyerinde yaşadığı talihsiz sakatlıklar, buna bağlı düşüşler olsa da pes etmedi ve son 2 sezonda kendini yine üst seviyeye çekti. Karakter olarak da, istatistik olarak da, hırs olarak da sezonun en iyi yerli uzunları arasında, hatta kimilerine göre en iyisi pozisyonunda. Üstelik kariyerinin en verimli dönemine giriş yapmış durumda. Sen böyle bir oyuncunun performansından ve tecrübesinden yararlanamıyorsun.

Bunlar aklıma gelen ilk örnekler. Bu örnekleri daha da çoğaltıp, sabaha kadar yazabilirim. Ama yazı zaten yeterince uzadı ve biz pek okumayı seven bir toplum değiliz.

Ya Onurlu Bir Bakış ya da Görkemli Bir Direniş

Adınız Zeljko Obradovic, Orhun Ene ya da Ergin Ataman ise zaten size zorla bir şeyler yaptırabilecek bir güç karşınıza çıkamaz. Yapmaya kalkarsanız bu ters teper.

Baskı karşısında elinden geldiğince direnen, bu baskılara boyun eğmeyen, tırnaklarıyla kazıya kazıya bir yerlere gelmeye çalışan insanlar da var bu ülkede. Karamsar bir tablo var ama bu tabloyu tersine çevirebilecek bir jenerasyon da var arkadan gelen. En azından güçleri yettiğince mücadele etmeye çalışan onurlu insanlar…

Özhan Çıvgın diye kendi hikayesini kendi yazan, genç jenerasyonun önemli isimlerinden biri de var bu ülkede, umutlanmamızı sağlayan. Özhan Hoca’nın teknik, taktik hataları yok mudur, vardır. Yanlış rotasyon yaptığı zamanlar da olmuştur. Ancak bunların hepsinin insani hatalardan olduğunu da bilir herkes. Birileri istedi diye hak etmeyenin süresini 25 dakikaya çıkartıp, hak edenin süresini de 10 dakikaya düşürmez. Zaten bu karakterde bir adam olsaydı sezonu Karşıyaka’da tamamlar, çoktan da yeni takımını hazırlarlardı. Ama günün sonunda iyiler mutlaka kazanır derler, Çıvgın gibi bir koçla çalışmak isteyecek çok kulüp çıkacaktır. Ki kulüplerin ötesinde, özellikle genç ve yerli her oyuncunun oynamak için can atması gereken koçların başında geliyor. Elbette birilerine değil, yeteneklerine güvenen gençleri kast ediyoruz burada.

Amatörden bir takım alıp, Avrupa kupalarına kadar taşıyacak kaç koç var Türkiye’de, hani bırakın Türkiye’yi bunun Avrupa’da bile örneği çok azdır. Ozan Bulkaz Uşak’ta bunu başardı. Trabzon’u o halde aldı ve ligde tuttu. Sakarya’da o ateşten gömleği giymeye kimse cesaret edemezken, risk aldı ve takımın başına geçti. Ki bence en büyük hatası buydu. Hocam, yönetenlerin düşünmediği, sahipsiz bıraktığı bir takımın yükünü niye omuzlarına alırsın? Ama yine de hiç pişman değil Ozan Hoca. Kimin ne dediğini umursamıyor bile. O şehrin umuda ihtiyacı vardı, o da elinden geldiğince umut olmaya çalıştı. Üstelik sezonun sonunu hangi şartlarda ve hangi kadroyla getirdiği de ortada. Ozan Hoca’ya sezon başında ligin genel değerlerindirmesini yapalım diye teklifte bulunduğumda bana aynen şunu söylemişti, ”Şu an boştayken, meslektaşlarımın takımlarını, eksilerini ya da artılarını söylemek bana yakışmaz, etik de olmaz.”, yani karakteri böyle bir adamdan bahsediyoruz. Birileri gibi, koçu görevine devam eden takımların yöneticilerine, ”Ben bu işi daha iyi yaparım…” diye mesaj atmıyor.

Darüşşafaka Tekfen’de Ahmet Çakı’ya yapılan haksızlığı bile adam gibi konuşamadık bu ülkede. Çakı’nın kadro planlamasında bana göre hatalar vardı. Hatta bunları sene başında yazmıştık. Ancak bu başka bir konu. İşin teknik, taktik boyutu farklıdır. Lakin bu piyasanın ucundan kıyısından içinde olan herkes çok iyi biliyor ki, Çakı’nın daha sezon başlar başlamaz ayağını kaydırmak için düğmeye basıldı. Ahmet Hoca, yollar ayrıldıktan sonra ağzını açıp tek kelime etmedi. Duruşu, karakteri bu. Ancak bizler hocaya operasyon yapıldığını da iyi biliyorduk. Sürekli kulağımıza gelen ama bu kadar da olmaz herhalde diyerek olmamasını umduğumuz şeylerdi. Fakat oldu.

Burak Gören’i zaman zaman çok eleştirdik, zaman zaman da övdük bu sayfalarda. Ancak Gören de yeni jenerasyonun önemli koçları arasında yer alıyor. Üstelik sezon başında koltuğunda gözü olanlar olmasına rağmen, baskı altında bırakılmaya çalışılsa da, bir şekilde o fırtınayı iyi atlattı ve sezonu da lige yeni çıkmalarına rağmen iyi bir noktada tamamladı. Lobisi az olan koçların başında geliyor Burak Hoca. Bizler, basketbolu gerçekten seven insanlar, doğru bildiğini okuyanlar, bu insanlara destek vermeyeceklerse kime verecekler? İnsanların eleştirdiği, bıkkınlık noktasına geldiği bu düzen değişecekse, bu tip yeni isimlerle değişecek. Başka türlü çıkış noktası bulmamız imkansız.

Eleştirmeye yine eleştirelim ama bilelim ki eleştirdiğimiz insanlar gerçekten oyunun doğası gereği hata yapıyorlar…

Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

2 YORUMLAR

  1. Harika bir durum değerlendirmesi, İktidara yakın olup yöneticilik yapmak kolay , sorunlar hep paspasin altına atılıyor .Kendi aramızda konuşuyoruz o kadar .1981 den beri basketbolun içindeyim .Yıllardır Türkiye’de devam eden ,torpil, adam kayırmacılık halen devam etmektedir .Nice abartila abartila sisirilen adamlar.Bence Ufuk saricada bunlardan biridir.Eski yönelik kaç tane gerçek hakettiği yeri bulan basketbolcu sayabilirsiniz.Yildiz ,genç seçmeleri yıllardır saibelidir.Cenk Renda hikayesini bilenler anlatsalar Türk basketbolunda neler dondugunun resmini ortaya koyarlar .Ayrıca Basketbolun yeni Fatih terimide unutulmamalıdır.Ergin Ataman .Tşkler yaziniz bizleri umutlandırdı gerçekleri görenlerin olup yazıya dökmesi cesaret vericidir

  2. Sayın Erdem, uzun zamandır yazılarınızı bu sayfa aracılığıyla okuyorum, her açıdan objektif yaklaşma çabanızı takdirle karşılıyorum. Bu son yazınızda yazdıklarıma örenk olarak ekleyebilirim. Basketbolu uzaklardan; Tunceli’de yaşayan, buralı olan ve buralardan sizi takip etmeye çalışan(amatör liglerde bile takımı olmayan bir ilden bahsediyoruz ama her sene çocuk ve gençlerde türkiye çapında başarılar elde etmeye çalışan bir ilden) ve tuttuğu takımı bile sırf basketbol takımı da var diye destekleyip yanında olan biri olarak sizin bakış açınızı önemsiyor ve çok dikkate alıyorum. Alt yapı, gençler ve gelecek kavramları üzerine ele aldığınız tüm bu yaklaşımların tanığı olarak sizlerin varlığından, yazdıklarınızdan ve düşünce yapınızdan büyük memnuniyet duyuyor, aynı özen ve içtenlikle yazılarınızın devamını canı gönülden temenni ediyorum..(son yazdığınız yazıyla direk bir bağlantısı olmasa da içimden gelenleri sizinle paylaşmaktan kendimi alamadım)..
    Sevgi ve Saygılarımla..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz