Analiz: Türk Gençleri, Sırplar Ve Avrupa’da Yaşanan Hüsran!

0
0

Fenerbahçe, Anadolu Efes ve biraz da Pınar Karşıyaka‘yı bir kenara koyarsak temsilcilerimizin bu sezon Avrupa‘da gösterdikleri performans epey düşündürücü.

Zeljko Obradovic’in gelişi sonrası Fenerbahçe bambaşka bir seviyenin takımı oldu. Avrupa’nın en iyi takımı ve en büyük markası haline geldi. Fenerbahçe’ye şu an için kafa tutabilecek bir takım yok desek yeridir. Çok büyük talihsizlikler olmazsa Final Four bileti cepte ve şampiyonluk için en büyük aday.

Ergin Ataman yönetimindeki Anadolu Efes yıllar sonra ilk kez Final Four’u zorlayacak seviyeye geldi. Büyük bir sürpriz olmazsa ilk 8 takım arasında yer alacaklar ve Final Four için ciddi bir aday haline gelecekler. Kısaca Euroleague’de bu sezon 2 Türk takımı dörtlü final yolcusu olabilir.

Özhan Çıvgın yönetimindeki Pınar Karşıyaka ise FIBA Avrupa Kupası’nda ilk turda gruptan çıktı ve ikinci turda da gruptan çıkması sürpriz olmaz. FIBA Avrupa Kupası belki kategori olarak en düşük seviyede kalıyor ancak olaya öyle bakmamak lazım. Sonuçta bu kupada 6 maç sonunda 0 çeken İstanbul BBSK da vardı. Yani bu işler aslında öyle kolay olmuyor. Daha doğrusu biz kendimizi gördüğümüz kadar büyük seviyelerde miyiz, tartışılır.

Avrupa’nın en iyi ligi diye lanse edilen ligin 3 temsilcisi Eurocup’ta gruptan çıkamıyor. FIBA Şampiyonlar Ligi’ndeki temsilcilerimizden biri düşe kalka giderken, diğeri düştüğü yerden kalkmakta zorlanıyor.

Darüşşafaka Tekfen’in Euroleague performansını yazarken bizi sivilce basıyor, o derece…

Partizan’a Bakıp Biraz Olsun Düşündüler Mi?

Fenerbahçe olursun, Anadolu Efes olursun insanlar seninle ilgili yorum yaparken durup bir düşünürler ve ona göre yargılarlar. Fenerbahçe Avrupa’nın en elit takımı konumunda. Hedefi her zaman Final Four ve şampiyonluk. Bu takımın misyonu arasında genç oyuncuları yetiştirme gibi bir lüksü olamaz. Ki buna rağmen Türk Telekom’dan daha fazla genç oynatıyor. Keza Anadolu Efes için de aynı şeyler geçerli. Büyük hedefleri var ve bu hedeflere giderken tecrübeli oyuncularla gidileceğini baştan peşin peşin söylüyor Ergin Ataman. Bu ikilinin klasmanı çok farklı.

Türk Telekom son olarak kaybettiği ve bu kayıp sonrası elendiği Partizan kadrosuna baktığında ne düşündü acaba çok merak ediyorum ya da düşündüler mi? 1997 doğumlu Vanja Marinkovic, 1995 doğumlu Aleksej Nikolic, 1995 doğumlu Rade Zagorac, 1995 doğumlu Jock Landale, 1998 doğumlu Amar Gegic ve 2000 doğumlu Marko Pecarski bile süre aldı.

Şimdi bunları yazdığımız zaman, ”Onlar, bu tip şeyleri misyon edinmiş, oyuncu fabrikası gibiler…” deniyor. Biz de diyoruz ki, sen Fenerbahçe değilsen, Anadolu Efes değilsen ve bu takımlar gibi çok yüksek Avrupa hedeflerin yoksa niye böyle bir misyon edinmiyorsun?

Türk Telekom buna sadece bir örnek. Orta ve alt seviye diğer takımları da bu olaya dahil edebiliriz.

Bizim ligimizden bir Partizan ya da benzeri bir takım çıkar mı, zor. Oysa şu an yaşanan ekonomik krizi sağlıklı değerlendirebilirse bazı kulüpler, Partizan ve benzeri bir modelle kısa vadede olmasa bile orta ve uzun vadede kurtuluşu kendi içlerinde bulabilirler. Yoksa yağmalanacak bir ekonomi olarak görülen Türk basketbol piyasası, ister istemez bir süre sonra zaten çöküşe geçecek. Ki bunun sinyallerini son 1 yıldır alıyoruz.

Sırplar Değerlerini El Üstünde Tutuyor!

Özellikle genç oyuncu kıyaslamalarında Sırpların neden fersah fersah önde olduğu konusu hep tartışılmıştır. Gerçekten bizim gençlerimizle, onların gençleri arasında bu kadar büyük uçurum var mı? Yoksa gençlere bakış açısındaki büyük uçurum mu bu farkı yaratıyor?

Bizim kültürümüzde adamına göre muamele var, hiç kıvırmayalım bunu kabul edelim. Sırplar da ise böyle bir ayrım yok. Onlar, elindeki her genç oyuncuya aynı değeri veriyor, aynı derecede koruyup kolluyor. Biz de ise kimin arkası ve lobisi daha sağlamsa o oyuncu 1-2 adım öteye iteleniyor, gerisi Allah kerim deniyor, geçiliyor. Sen, gençlere değer verirken bile adaleti sağlayamazsan, bu çocukları ezen de çok olur, kaybeden de…

Bogdan Bogdanovic bu topraklarda doğsaydı muhtemelen şu an geldiği seviyeye gelemezdi. Bunu kendisi de görebiliyordu, hatta Türklerin kendi değerlerine olan sabırsız yaklaşımı onu bile şaşırtıyordu. Balkanları yakından takip eden bazı arkadaşlarımız da Bogdan’la paralel düşünüyordu; bu memleketten Bogdan çıkması zor.. Zira en alttan en tepeye kadar sistemde arıza var. Altyapılarda o kadar kazanmaya odaklı bir felsefe var ki, maçı kazanmanın önemi her şeyin önüne geçiyor. Paylaşmanın bir anlamı kalmıyor. İstatistik kağıdı belirleyici oluyor, kağıda dökülmeyen her eylem çöpe atılıyor, durum böyle olunca kollektif olgulardan sıyrılıp tamamen bireysel performanslara odaklanılıyor.

Üst yapılarda ise durum bundan farksız değil. Türk koçların, Türk gençlerine verdiği değer ve onları kullanış şekilleri tamamen onları kaybetme üzerine kurulu. 2-3 oyuncu kazanmayı, 2-3 maç kazanmaya tercih etmedikleri için uzun vadede kurtabilecekleri 2-3 yıllarını da kaybediyorlar. Tabii burada topu sadece koçlara atmayalım. Bunu yapmak isteyen koçlara engel çıkartan, kısa vadeli düşünen, kulüplerini maddi olarak uçuruma sürükleyen yöneticileri de ayrı bir yere koyalım.

Bu Çocuklara Sahip Çıkmak Zor Olmamalı

Bizim toplum olarak gençlere bakış açımızda da sorun var. Kendi çocuklarımızın yaptıklarını, başardıklarını olabildiğince görmezden geliyoruz. En ufak hatalarını büyütüp, bu hatalar üzerinden onları kaybetmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Somut örneklerle gidelim;

Berk Uğurlu bu performansını Berkovic olarak gösterseydi, yazılanların ve değerlendirmelerin açısı 180 derece değişirdi. Adı Berk, uyruğu Türk olunca son 2 yılda gösterdiği inanılmaz gelişim hak ettiği değeri görmedi. Oysa Berk zaten hep bu potansiyeli içinde barındırıyordu. Açığa çıkacağı günü bekliyordu ve o gün geldi açığa çıktı. Bugün Karşıyaka onun sakatlık yaşadığı dönemde bocalar hale gelip, sistem adeta Berk diye bağırır konuma geçti. Demek ki, biraz güvenince bizim çocuklara sizleri mahçup etmeyecek hale gelebiliyorlar.

Kenan Sipahi’ye en büyük haksızlığı bizler yaptık. Bizler derken, bu işle ucundan kıyısından ilgilenen yazar, çizer tayfayı diyorum. Ben dahil. Beklentiyi o kadar yüksek tuttuk ki, çıtayı öyle bir noktaya taşıdık ki, yaptığı iyi şeyleri de görmezden geldik. Olumlu her hareketine olması gereken bu zaten dedik. Olumsuz bir şey görünce üstünde baskı kurduk, bu baskıyla psikolojik olarak onu yorduk. Oysa Kenan’ı normal şartlarda değerlendirsek, henüz 23 yaşında olduğunu gözönüne alsak, bakış açımızda değişecek.

Geçen hafta değinmiştim. Mert Konuk diye bir çocuk var, henüz 18 yaşında. İddia ediyorum Sırbistan’da doğsaydı ve orada yetişseydi biz şu an onu Partizan forması altında gösterdiği çılgın performanslarla konuşur olurduk. Bizden niye böyle bir yetenek çıkmıyor diye de dizlerimizi döverdik. Oysa o yetenek burada. Bu çocuğun şut mekaniği ve soğukkanlılığı birçok oyuncuyu kıskandıracak seviyede. İşte bizim Partizan tarzı bir takımımız olmadığı için o da vaktinden çok sonra er meydanında yeteneklerini göstermeye başlayacak.

Bu üçlünün dışında birçok örnek daha yazabilirim, sabaha kadar sürer okuması. Biz okumayı da çok seven bir toplum olmadığımız için uzatmıyorum. Yoksa Okben Ulubay’ın durumunu konuşmak isterdim. Kariyer seçimlerini eleştirelim ama gencecik çocukla ilgili saçma sapan haberler yapıp üstüne gitmeyelim. Egemen Güven’in eksiklerini söyleyelim, dar rotasyon diye ağlaşan yerlerde Mert Çevik gibi, Bekir Karlı gibi çocuklar niye süre alamıyor, bunları da irdeleyelim.

Biz bu çocuklara bugün sahip çıkmazsak, yarınımızı zor görür ve iş işten geçtikten sonra dizlerimizi çok döveriz.

Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz