Analiz: Tahincioğlu Basketbol Süper Ligi (18. Hafta)

0
0

Avrupa‘nın en iyi ligi olarak gösterilen Tahincioğlu Basketbol Süper Ligi‘nde 18. hafta geride kaldı.

PTT Türkiye Kupası ve milli maçlar nedeniyle lige yaklaşık olarak 2 haftalık bir ara verilecek. Kupa mesaisi olmayan takımların bazıları için bu bir avantaj olabilir. Bu arayı nasıl değerlendirecekleri ligin kalanı için onlara bir yol haritası belirleyecek.

Geçtiğimiz hafta olduğu gibi bu hafta da gündemin öne çıkan olaylarını ara başlıklar halinde değerlendirmeye çalışacağız.

Ozan Bulkaz Risk Aldı

Muratbey Uşak’tan ayrıldıktan sonra yaptığı Trabzonspor seçimiyle büyük risk aldı Ozan Bulkaz. Sezon sonunu bekleyip, yazın daha iyi şartları olan bir takımla çalışma imkanı bulabilirdi. Ama Hoca’nın genlerinde mücadele ve savaşmak var. Zoru seviyor. Yine ateşten gömleği giydi ve parkelere adım attı. Ozan Hoca’nın gelişiyle birlikte 6 maçta 3 galibiyet aldı Trabzon. Son maçlarda gözle görülür bir düzelme var takımda. Savruk ve ne oynadığı belli olmayan takım gitti, yerine hücumda daha dengeli seçimler yapan ve savunmada bir şablon oturtmaya çalışan bir takım geldi. En azından artık Trabzonlu taraftarlar parkede mücadeleyi bırakmayan bir takım görüyor son maçlarda. Çift hanelerle geriye düşmelerine rağmen bir şekilde maçın içinde kalmayı başarıyorlar. Son İstanbul BBSK maçında da yine geriden gelmelerine rağmen, oyunun içinde kaldılar ve maçı aldılar. Bir not daha düşelim. Ozan Hoca’nın elindeki kısıtlı imkanlara rağmen, yerli oyuncuları bir şekilde harmanlaması ve rotasyonda önemli süreler vermesi de ders niteliğinde. Hoca’nın bu özelliği çok gözardı ediliyor ama yakından takip edenler onun bu konudaki özverisini iyi biliyor.

Pınar Karşıyaka’nın Kimyası Bozuk

Sezonun belki de en kötü yabancı oyuncu seçimlerini yapan birkaç takımdan biri Karşıyaka. Bireysel olarak istatistiklere baktığımızda sorun yokmuş gibi gözüküyor. Ancak sahada ritim bozan, işi tamamen bireyselliğe döken ve takımın DNA’sıyla oynayan oyuncular mevcut. Dominic Waters 30 sayı atıyorsa, en az 30 sayı yediriyor. Böyle olunca hücumda yaptıklarının bir anlamı kalmıyor. Marko Banic savunmada pozisyon almasını bilmiyor. DJ Kennedy patlayıcı özellikleri olan bir oyuncu ama zaman zaman inanılmaz savruk. Scott Wood halı saha maçlarına sonradan dahil edilen çocukar gibi. Ne yapacağını kestirmek zor. Takımın en istikrarlı ve en iyi yabancısı ise tartışmasız Jarrod Jones. Güven veriyor. Kaçırsa da, kötü oynasa da, takımı için bir şeyler yapmak istediğini görebiliyoruz. Karşıyaka’da bu sezon güzel olan tek şey, ki bunu daha önce de vurguladık, gençlerin gelişimi. Berk Uğurlu’nun burada kazandığı özgüven, sadece kendisi açısından değil, milli takım bazında da önemli bir nokta. Özellikle takım savunmasını 1-2 seviye yukarı çıkartıyor. Rakip kısalara yaptığı baskı, ister istemez diğer takım arkadaşlarını da etkiliyor ve bir anda savunma fitili ateşleniyor. Karşıyaka sezonun geri kalanında da, bu yapısı nedeniyle, istikrarsız sonuçlarla yola devam edecek gibi duruyor.

İstanbul BBSK’nın Savunma Problemi Devam Ediyor

Son 5 maçta 4 mağlubiyet alan İstanbul BBSK, bu maçlarda potasında ortalama 89.0 sayı gördü ve rakip potaya ise 80.2 sayı bıraktı. Son 2 maçta ise Büyükçekmece’den 107, Trabzon’dan 100 yedi. Sezonun genelinde benzer bir tablo var aslında. Çok değil 2-3 İBB maçı izleseniz, Michael Thompson ve Stefan Bircevic’in tamamen atmaya programlandığını ve savunmada hiçbir efor sarfetmediğini görürsünüz. Bu aslında bahsi geçen oyuncuların kötü olduğu anlamına gelmiyor. Oyun yapıları bu şekilde. Bu oyun yapısında olan oyuncuları aynı kadroda harmanlamak sıkıntı asıl. Ertuğrul Erdoğan ise ana rotasyonu çok değiştirmiyor. Savunmada bu kadar düşen takımlar, bir süre sonra ‘şok’ diye tabir edebileceğimiz bir rotasyon değişimine gidebilir. Daha mücadeleci, daha hırslı ve daha aç oyuncuları monte ederek önce savunmayı ayaklandırabilir. Savunmada bir denge kurduğunuz sürece kendinizi garantiye alabilirsiniz. Aksi takdirde günlük hücum performanslarına göre ya kazanırsınız, ya kaybedersiniz. Kaldı ki, İBB kadrosunun şu an playoff potasında bulunan Sakarya ya da Eskişehir’den bir eksiği yok, hatta biraz fazlası da var.

Orhun Ene ve Tofaş

Orhun Ene ve Tofaş sezon başında beri yaptıklarıyla haklı olarak alkış alıyor. Ki biz de bu sayfalarda defalarca kendilerini göklere çıkarttık. Son Beşiktaş maçında da koçluk anlamında Ene, takım olarakta Tofaş mesaj verdi. Ancak şunu gözden kaçırmamız gerekiyor. Her şeye rağmen bu takım Eurocup’ta devam etmeliydi. Oradaki başarısızlığı da hiçe saymak bence pek etik olmaz. Vizyonu sadece Türkiye’yle sınırlı tutmamak gerekiyor. Avrupa’nın en iyi ligi olduğumuzu iddia ediyorsak eğer, bizim Eurocup’ta ilk 8’te en az 2 takımımızın olması gerekiyor. Şu an o yolda sadece Daçka kalmış durumda. Bu da Avrupa hedefleri açısından başarısız bir tabloyu ortaya çıkartıyor.

Selçuk Ernak Sakarya’da Bir Sistem Oluşturdu

Sezon başında Selçuk Ernak’ı eleştiren analizlerimiz olmuştu. Seyir zevki bakımından halen tartışılan bir basketbol oynadığı aşikar Sakarya’nın. Ancak Ernak’ın hakkını teslim etmek gerekiyor. Bir sistem oturttu Sakarya’da ve disiplinli bir şekilde bunu uyguluyorlar. Takımın temposu, oynadığı basketbol eleştirilebilir ama düzenleri ve saha içi sonuçları ilk yılında takdir edilmeli. Özellikle Metecan Birsen’e olan inancı ve onu Türk basketboluna yeniden kazandırması bile başlı başına önemli bir olay. Gençleri kaybeden koçları ne kadar eleştiriyorsak, kazananları da o kadar vitrine çıkarmamız gerekiyor. Aksi halde yapılan güzel işlerin bir anlamı kalmıyor.

Evaldas Kairys ve İlkan Karaman

Demir İnşaat Büyükçekmece son olarak Banvit’in 7 maçlık galibiyet serisini bitirerek kazandı. Sezon başından beri Büyükçekmece’yi yakından takip eden biri olarak, ki sezon içinde yaptığımız birçok analizde, Evaldas Kairys’in takıma yapılan en iyi transferlerden biri olduğunu sürekli vurgulamıştım. Ozan Bulkaz döneminde Uşak’ta da takımın temel taşlarından biriydi. Aslında bir kısa için oynaması keyif veren bir uzun. Akıllı kullandığı zaman çok tehlikeli bir silah haline geliyor. Evaldas’ın yanına mutlaka hareketli bir uzun gelmesi gerektiğini de çoğu kez söylemiştik. Devre arası İlkan Karaman transferi beklenen ikilinin oluşmasını sağladı. Mutlaka bir Büyükçekmece maçı izleyin ve bu ikilinin birbirini ne kadar iyi tamamladığını görün. Evaldas’ın iç tehditi, İlkan’ın dış tehdidiyle birleşince ortaya farklı bir görüntü çıkıyor. Aslında bu ikilinin kombinasyonu en çok 2 ve 3 numarada oynayan oyunculara yarıyor. Lakin burada biraz olsun sıkıntı oyun kurucu pozisyonunda yaşanıyor. Daha çok oynatmayı düşünen bir guardla, bu ikilinin varlığı daha da değerlenebilir. Rotasyonun kısıtlı olması mutlaka Özhan Çıvgın’ın elini bağlıyordur. Bir koç için rotasyona gidildiğindeki düşüşler her zaman zor bir durumdur.

Yeşilgiresun Düşmek İçin Elinden Geleni Yapıyor

Mihailo Uvalin’in gönderiliş şekli akıllara zarardı. Bunu kabul etmesi gerekiyor Yeşilgiresun’un. Takım içindeki bazı yabancılarla yaşadığı sorunlar nedeniyle gönderildiği bilgisi geliyor. Böyle bir koçu bırakacağına 1-2 yabancıyı bırakırsın olur biter. Kaldı ki, devre arasında tonla transfer yapıldı. Yani oyuncu gönderecek ve alacak gücünde varmış. Ahmet Kandemir’le birlikte felaket bir basketbol oynuyor, doğrusu basketbol oynayamıyor takım. İlk devrenin ortalarında kesin kümede kalır denen takım, şu an düşmenin en büyük adayları haline geliyorsa, yönetimin şapkayı önüne koyup düşünmesi gerekiyor.

Gaziantep’in Devreleri Yanmış Durumda

Sezonun henüz ilk haftalarında Gaziantep’in bu duruma düşeceğini bu sayfalarda yazmıştık. Bu bizim yüksek öngörümüzden kaynaklanmıyordu. Mal ortada derler ya o hesap. Bu kadar sorunlu bir yapıdan düzgün bir şeyin çıkmasına imkan yoktu. Üstelik Dedas’ı yollayıp, yerine Nenad Markovic’i getirmekte nasıl bir aklın ürünüdür anlamak zor. Markovic bugüne kadar, özellikle bu lig özelinde, neyi başardı ki ona sarıldınız. Bir organizasyon nasıl yönetilmemeli adlı dersle spor okullarında okutulmalı bu seneki Gaziantep.

Muratbey Uşak Direniyor

Aziz Bekir’le birlikte kıpırdanmaya başladı Uşak. Açık konuşmak gerekirse, bu ligin Uşak gibi takımlara ihtiyacı var. Ozan Bulkaz ömrünün yarısını bu takıma verdi. Amatörden aldı, buralara kadar getirdi. Talihsiz bir başlangıç, şansız bir süreç derken, yollar ayrıldı. Ama kötü bir kadro bırakmadı arkasında. Bekir de, bu kadroyu bir şekilde disiplinli yapısıyla belli bir noktaya getirdi. Daçka’ya kaybettiler ama hedef maçlar bunlar değil zaten. Sezon başından beri Uşak ne olursa olsun mücadeleci bir yapıda oynuyor. Sadece bunu skora yansıtma sorunu yaşıyor. Kalan maçlarda, özellikle Gaziantep ve Yeşilgiresun’un haline bakınca, Uşak’ın kümede kalma şansını yüksek görüyorum. Basketbolu bu derece seven bir şehrin süper lige bu şekilde veda etmesi dramatik olur.

Zeljko Obradovic, Melih Mahmutoğlu, Baba Mahmutoğlu

Önce Banvit maçına bir geri dönelim. Kimse mola anında ‘tokat’ olayını anlamadı bile. Kaldı ki, olayın tokat olduğu bile tartışılır. Tokat vardır, tokat vardır. Obradovic sanki Osmanlı tokadı atmış gibi mevzu büyüdü. Oysa bu bir, ‘Kendinize gelin..” reaksiyonu olarak algınabilirdi. Melih daha olayın olduğu gün çıkıp açıklama yapsaydı iş bu noktalara gelmeyecekti. Üstüne babasının yaptığı açıklamalar, o takımın kaptanı olan bir aile bireyinin yapmaması gereken bir açıklamaydı. 30-35 milyon euro bütçesi olan her koç Euroleague şampiyonu olsaydı, CSKA Moskova’nın ve Real Madrid’in her sene sırayla şampiyon olması gerekirdi. Sadece bütçeyle bu işler olsaydı, Barcelona bugün gelinen noktada sürünmezdi. Bu klasikleşen, ”30 milyon euro bütçesi var ondan şampiyon oluyor…” geyiği biraz sıkmadı mı? Ki o bütçenin 30-35 milyon euro olmadığını da söylemek lazım. 9 Euroleague şampiyonluğu yaşamış ve bunlardan birini de bir Türk takımına yaşatmış bir koçla ilgili yapılan tartışmalar gerçekten endişe verici. Bu böyle olmaz, olmamalı. Sırf ‘objektif’ görünmek için, Obradovic’e de sallayalım demek hoş değil, etik de değil.

Hazırlayan: Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz