Analiz: Marko Guduric’in Ders Alınması Gereken Yükselişi

6
0

Tahincioğlu Basketbol Süper Ligi‘nde ikinci yarıya bu hafta sonu oynanan maçlarla başladık ama biz biraz daha genel konular üzerinden gündemi değerlendirmek istedik.

Türkiye’de spor kültürü tamamen sonuca odaklı bir şekilde ilerliyor. Kısmen böyle olmasını da doğal karşılıyorum. Ancak o zaman yalandan slogan atmanın da bir anlamı kalmıyor. Lafa gelince son derece idealist, vefakar, cefakar ve sabırlı gibi görünüp, iki maç kaybedilence ortalığı yangın yerine çevirmek en büyük çelişkidir. Ki bizim ülkemizin çelişkiler yumağına sarılıp kaldığını görmek zor değil.

Şunu net bir şekilde söylemek gerekiyor; kazandığın sürece bu ülkede istediğin her şeyi yapabilirsin. Çünkü kazandığın sürece sorgulanamıyorsun, eleştirilemiyorsun ve hatalarını halının altına bir güzel atıyorsun. Şakşakcıların çoğalıyor, dün karşında olan herkes bugün yanında oluyor. Bu da kişinin işine geliyor ama unuttuğu şey ise; kaybetmeye başladığın anda o halıyı ilk kaldıracaklar yanındaymış gibi duranlar olacaktır.

Özhan Çıvgın Düşerse Bu Yapı Çöker

Pınar Karşıyaka’da koç Özhan Çıvgın’ın eleştirilecek yönleri elbette var. Zaman zaman benim de eleştiridiğim noktalar oldu. Ancak son dönemlerde koça karşı sistemli bir ‘linç’ girişimi var. Özellikle Erving Walker üzerinden artık belden aşağı diye tabir edeceğimiz haberler ve eleştiriler okuyoruz.

Çıvgın’ı Walker üzerinden oturalım hep beraber topa tutalım, gönlü olsun bazılarının. Ancak oynattığı bu kadar yerliyi ve genç oyuncuyu nereye koyacağız?

Hani oyuncu kazanmak, özellikle gençleri kazanmak en az maç kazanmak kadar önemliydi?

Çıvgın bilmiyor mu başkaları gibi gençlerin sürelerini kısıp, rotasyonu olabildiğince daraltıp, belli oyunculara 30-35 dakika verip maç kazanmayı? Bunu yapsa en az 2-3 maç artı yazdırırdı, ki bu da 6 değil, 9 galibiyet demek olurdu. BSL’de şu an yerlilere ve gençlere en çok süre veren koç konumunda Özhan Çıvgın. Kendi kariyerini düşünmek yerine, kulübün çıkarlarını düşünüp, üstüne Türk basketboluna bir şeyler kazandırma derdine düşmesi mi suç oldu? Hani biz kendi değerlerimize değer verenlere sahip çıkıyorduk? Kaç kişi sahip çıkıyor şu an koça? Kaç kişi arkasında durabiliyor? 6-9 değil, 9-6’lık derecede olsaydı, güzellemeler yapılacak ve koçun kapısında kuyruk olunacaktı 2 röportaj alabilmek için.

Son oynanan ve uzatmada kaybedilen Tofaş maçı sonrası, rakip takımın koçu Orhun Ene bile Karşıyaka’nın oyunun genelinde daha iyi oynadığını söylüyor. Maçı onların hak ettiğini belirtiliyor. 30 maçta bir olacak hatalar, 30 saniye içinde gerçekleşiyor ve Karşıyaka maçı kaybediyor. Birkan Batuk’a yapılan harekete faul verilse, kimsenin de itirazı olmayacaktı, son saniye de yine maçı alabilirlerdi. Alsalardı eğer Özhan Çıvgın’dan iyisi de olmayacaktı. 2 sayıyla Çıvgın ve Walker hedef tahtasına oturtuldu. Bu iş bu kadar basit ve hatta ucuz işte.

Bunların hepsi yolun henüz başında olan Özhan Çıvgın içinde aslında bir tecrübe. Koç belki de bu seviyelerde, bu işin ne kadar ince bir çizgi üzerinde gittiğini ve o çizginin ne kadar çetrefilli olduğunu daha net gördü.

Allah, Çıvgın’ın yardımcısı olsun. Bugün eğer Çıvgın düşerse, aslında gençler de, onlara güvenen yapı da düşer. 3-5 tane genç övüp, istatistik döşemekle onlara destek verilmiyor. Eğer destek vermek istiyorsanız bu gençlere, onların arkasında duran koçlara ve ekiplerine sahip çıkın. Bu kirli düzene ve bu düzenin çarkından nemalanan çakallara yedirmeyin bu temiz insanları.

Darağacında Bir Fidan Şehmus Hazer

Geçtiğimiz haftalarda bu konu hakkında bir yazı yazmıştım. Sorunun cevabını bulana kadar da yazmaya devam edeceğim. Kimse için olmasa da benim için önemli bir mevzu…

Ne oldu bu Şehmus Hazer’e? Kaç maçtır nerede, neden oynatılmıyor, ne yaptı bu çocuk? Arap Faik’ten aldığı malı mı kaçırdı? Sınırda mı yakalandı? Daha düne kadar manşetlerden düşmeyen bu çocuk değil miydi? Herkesin üzerine güzellemeler yaptığı, röportaj üstüne röportaj yapılan, Banvit bile gururla öne çıkarmıyor muydu Şehmus’u? Bir ayda ne değişti de ‘kötü çocuk’ ilan edildi? Bu kadar kolay yani birini kaybetmek? En tepeye çıkartıp, sonra bir anda dibe doğru itmek?

Henüz 20 yaşındaki bir çocuk, ne yaparsa yapsın, bu kadar kolay harcanabilir mi? Nazi Almanya’sında mı yaşıyoruz; onu disipline etmek için kör kuyularda merdivensiz bırakıyoruz?

İşin dramatik yanı, ki bence bu da Şehmus’a ders olsun, daha düne kadar bu çocuğun peşinden koşan ne kadar adam varsa çıtını çıkartmıyor. Biri de çıkıp, ”Sahi bir Şehmus vardı, neden oynamıyor?” demiyor, diyemiyor. Üstüne bir de üstü kapalı bir şekilde gencecik çocuğa had bildiriliyor. Şehmus’u birileri (bilinçli ya da bilinçsiz) darağacına çıkarmış ve son vuruşu yapmak için bekliyor. Buna gözlerinizi kapatırsanız, buna izin verirseniz, buna ses çıkarmazsanız eğer, günü geldiğinde vicdanınız sizi rahat bırakmaz. Yapmayın, etmeyin. Bu çocukların hataları varsa bile, bunu düzeltmenin yolu bu değil, bu şekilde olmaz.

Bu bölümü yazarken Metin Kemal Kahraman’ın bir şarkısı aklıma geldi;

Nerde kendini bilmez çocuklar,
Bir sabah öylece çekip gittiler,
Çınladı alkışlar kör sokaklarda,
Yankısı kime kaldı..

Biz en azından Şehmus ve onun gibilerinin öylece çekip gitmesine, silinmesine, harcanmasına izin vermeyelim. Sonra çok pişman oluruz, ancak son pişmanlık neye yarar?

Mert Konuk’un Zamanı Geliyor

Tofaş’ın 2000 doğumlu genç oyuncusu Mert Konuk aslında bu sayfaların pek yabancısı değil. Zaman zaman kendisinden bahsediyoruz. Sanırım onun da zamanı geliyor, hatta geldi bile…

Çifte lisanla oynadığı Yalova’da aldığı süreleri çok verimli değerlendiriyor. Son maçında da 16 dakika içinde 1-1 iki, 5-6 üç sayı isabetiyle 20 sayı yolladı. TBF’nin youtube sayfasından maçların tamamına ulaşma imkanı olduğunu da söyleyelim.

Özellikle son yıllarda Türk basketbolunun ihtiyacı olan ‘keskin nişancı’ bayrağını rahat bir şekilde eline alabilecek potansiyeli var Mert’in, bunu daha önce söylemiştik. Haftalar ilerledikçe üzerine koymaya başladığı şeyleri görmek güzel. Eski maçlarına oranla içeriyi daha fazla zorluyor ve her penetresinde potaya çok kolayca gidebiliyor. Savunmada gösterdiği efor ise jenerasyonuna kıyasla oldukça dikkat çekici. Bizde işin savunma kısmı çok fazla öne çıkarılmaz ama oyunun her iki yönüne katkı yapan kısaların varlığı bu dönemde daha da değerlendi.

Bence artık Mert’i bazı BSL maçlarında da test etme vakti geldi. Her maçta olmasa da, bazı maçlarda alacağı 5-10 dakikalık süreler bile, onun gelişimi ve eksiklerini görmesi açısından büyük önem taşıyor.

Burak Gören’in Biraz Hakkını Yedik

Türk Telekom’u bu sezon Avrupa performansı nedeniyle zaman zaman eleştirdik, BSL’deki performansıyla ise övdük. Bazen küçük gibi görünen detayları gözden kaçırabiliyoruz. Açıkçası Avrupa performansını eleştirirken, benim de gözden kaçırdığım ve ihmal ettiğim noktalar oldu.

Beklentiyi o kadar yukarı çektik ki, Telekom’un lige yeni çıkan bir takım olduğunu ve Burak Gören’in de bu ligdeki ilk senesinde verdiği mücadeleyi es geçtik. Elbette Telekom’un kadrosunda çok tecrübeli ve BSL seviyesinde oyuncular vardı geçen sene. Lige çıkmaları da sürpriz değildi. Ancak burası ne olursa olsun başka bir seviye ve başka bir yarış alanı. Üstelik yeni transferle birlikte belirli bir adaptasyon sürecinden geçtiklerini de atladık, en azından kendi adıma atladım.

Burak Hoca’nın maç sonu açıklamalarında rakibe olan saygısı, hatta duyarlılığı da bence altı çizilmesi gereken bir durum. BSL’de bazı koçların, rakipleriyle ilgili konuşurken oldukça küçük düşürücü, incitici demeçlerini de görüyoruz. Gören, son Sakarya maçından sonra rakibinin durumuna da dikkat çekerek, aldığı farklı galibiyete rağmen mütevazi açıklamalar yaptı. Koçların, meslektaşlarına verdiği bu destek anlamlı. Gören bunu gerçekten içinden geldiği için yapıyor, o da çok belli.

Gören’in elbette hataları, yanlışları olacaktır. Bizler belki yine eleştireceğiz. Ancak henüz 43 yaşındaki bir koçun, BSL’deki ilk senesinde takımını ilk 4’te tutması, oyuncularla olan pozitif iletişimi ve hemen hemen herkese şans vermesi, Türk basketbolu adına umut verici bir durum. Türkiye’de alttan gelen yeni koçlara (günahlarıyla, sevaplarıyla) sahip çıkmak gerekiyor. Zira yeni bir şeyler çıkmadığı sürece değişmesi gereken düzen hep aynı kalacak.

Marko Guduric’in Ders Alınması Gereken Yükselişi

Önce biraz sezon başına dönmemiz gerekiyor. Gayet iyi hatırlanacağı gibi Marko Guduric’le ilgili insanı dehşete düşüren şeyler okumuştuk. Eleştiri olur, o konuda kimsenin itiraz edeceği bir durum yok. Ancak eleştirilmiyordu Guduric, dili ve kalemi zehirli insanlar tarafından hedef gösteriliyordu.

Zeljko Obradovic’in torpillisi denildi Guduric için. Çok erken konuşuyorsunuz, pişman olursunuz dedik, dinletemedik. Daha da ileri gidilip, Fenerbahçe seviyesinde bir oyuncu değil dendi. Şimdi gelinen noktada herkes sus pus oldu. Guduric, oynadığı basketbolla ve gösterdiği gelişimle herkesi sustturdu. Özür dilemekte bir erdemdir, ancak bunu yapacak erdemde olan insanlar, zaten çıkıp bu kadar art niyetli yorumlarda bulunmazlardı.

Geçtiğimiz günlerde bizde bir haber çıkmıştı. Guduric’in Bogdan Bogdanovic’i hatırlattığına dair. Aslında bu birebir oyun anlamında yapılmış bir haber değildi. Guduric’in gelişim süreci de Bogdan’la benzerlik taşıyordu. Ki biz vakti zamanında Bogdan’a da bu tarz eleştiriler yapanları okumuştuk. Keza karakteri de tıpkı Bogdan gibi Guduric’in. Son derece sıcakkanlı, sempatik ve bir o kadar da mütevazi. İnsanlarla olan iletişimi, taraftarlarla olan bağı mükemmel seviyede ve asla kendini bir başkasının üstünde görmüyor. Oyunu büyüdükçe, bazıları gibi egosu da büyümüyor, aksine alçak gönüllü tavırlarıyla insanların kalbini daha da kazanıyor.

Bir oyuncuyu ‘büyük’ yapan, ‘üst’ seviyeye taşıyan sadece performansı değil, o performansla bağlantılı olarak karakteri ve kişiliğidir. Maç bitiminde salondan çıkarken, bu işin emekçilerine bir selamı esirgemeyen ve onlara gülümseyerek ‘iyi akşamlar’, ‘kolay gelsin’ diyebilen insan, gerçekten ‘insan’dır. Hani elin Sırp gavuru, elin oğlu falan diyerek ayrıştırmaya çalıştığınız bu insanlar, sizden daha fazla bizden olabildikleri için bu kadar seviliyorlar. Bu da birilerinin kulağına küpe olsun. İyiliğin ya da kötülüğün ne dili, ne dini, ne de ırkı olmaz.

Arkadan gelecek jenerasyon eğer ilerde Bogdan Bogdanovic’leri ve Marko Guduric’leri örnek alacaksa, sadece onların oyuncu performanslarını değil, aynı zamanda yüksek karakterlerini de örnek almalıdır.

Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

6 YORUMLAR

  1. Üstad vallahi helal olsun Şehmus’la ilgili sizden başka cesaret edip yazan yok.

  2. Hakan demir 3 mac kaybedince banvit’in akli basina gelir. Adam resmen sehmus’u yok etti kimse dur demiyor.

  3. Hakan efendinin süre verdiği yerliler kendi menajeriyle çalışan yerliler.Şimdi Şehmus eğer Hakan efendiyle aynı menajerin oyuncusu olsaydı kadrodan kesilir miydi?Banvit organizasyonuna yakışmıyor bu adam.

  4. 5 mac kazandi diye adami sinyor ilan eden banvit den ne bekliyorsunuz amk bide vefa tribunu yapmislar 5 mac icin kendi cocugunu satandan gelen vefa gelmez olsun

  5. Şehmus, Banvit’in değeridir. Kimseye yedirmeyiz kimse merak etmesin. Vefa tribünü güzel bir oluşum arkadaşlar onların bu olayda yapacağı bir şey yok. Kadroyu tribün oluşturmuyor 🙂

  6. 1- Karşıyaka hala kendini şampiyon olduğu sezonki Karşıyaka sanıyor. Özhan Çıvgın değil kim olsa yaranamaz o taraftara.

    2- Hakan Demir Balıkesir’e geldiğindede böyle başladı sonra küme düştüler. Banvit düşmez ama po da yapamaz. Şehmus işinde menajer parmağı var görmemek için kör olmak lazım. Banvit buna nasıl göz yumuyor asıl mesele o.

    3- Mert belliki iyi oyuncu olacak ileride ama çocuk acayip agresif abi. Biri desin yani rakipleri dövecek gibi baskı yapmasın. Dışarıda nasıldır bilmem ama sahada sinirli bi hali var. Bu yaşta bu kadar sinir iyi değil onu düzeltse bencede baya iyi şutör olacak.

    4- Telekom güzel takım olmuş bence izlemesi keyifli po zamanı yarı final rahat yaparlar. Burak Gören gibi adamlar çıksın zaten abi kurtulalım şu saçma tiplerden.

    5- Guduric’le ilgili yazdığın herşeye katılıyorum abi. En başından beri hep destek veriyordun yazılarında. Şimdi herkes Guduriççi oldu ülkede. Burasıda böyle bir ülke zaten dediğiniz gibi sonuca göre yaşıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz