Analiz: Hem Yerli Hem Milli Hem de Çıtır Bir Denklem Üzerine…

0
0

Aslında çok önceden gündeme alıp yazmamız gereken bir konuyu kupa ve milli ara nedeniyle ertelemek zorunda kaldık.

Türkiye’de yazılı olmayan bazı kurallar vardır. Yani öyle kafanıza göre her olayı, her oyuncuyu ya da her kulübü eleştiremesiniz. Sonra sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsınız.

Bir oyuncu çıkıp, ”Yerli ve milli olduğu için bu kulübü seçtim.” diyebiliyor. Ama kimse de buna karşı, ”Arkadaş kalan 14 takım ne o zaman?” diye sormuyor ya da soramıyor. Aslında biz o, ‘yerli ve milli’ ifadesinin hangi amaçla kullanıldığını bilecek kadar zeka sahibiyiz çok şükür. Ortalama bir zeka sahibi olmak yeterli bunun için. Demek bu oyuncuya, Fenerbahçe ya da Anadolu Efes teklif yapsaydı önce eline bir terazi alıp, ne kadar yerli ve milli olduğunu tartacaktı. Neyse ki kalan takımlar, milli oyuncuya yardımcı oldular ve herhangi bir teklifte bulunma zahmetine girmediler. O da şansına ülkedeki tek ‘yerli ve milli’ kulübe kaldı.

Gerçi bu nasıl bir yerlilik ve millilikse, o takımın sahaya çıkardığı ilk 5’te 4 yabancı oluyor, rotasyondaki ana süreleri de yabancılar alıyor. Büyük proje diye adlandırdıkları gençler de kenarda havlu sallıyor.

İnsanların siyasi düşüncesi, yaşam tarzı ve özel hayatı kimseyi ilgilendirmez. Bu konuda kimsenin bir şüphesi yok. Ancak herkesin önünde bağlayıcı konuşmalar yapıyorsanız, o zaman buna göre kendinizi konumlandırmanız gerekir. Hani bir yerlere selam çaktıktan sonra, çıkıp 18 yaşındaki bir kıza da, ”Daha çıtırsın” dememek lazım.

Konuyla ilgili yazarken, Ahmet Kaya’nın Entel Maganda şarkısındaki şu sözler geldi aklıma;

Bir allahcı bir kulcusun,
Bir davulcu bir pulcusun,
Ne kadar inkar etsen de,
Hem jigolo hem dulcusun..
O yandasın bu yandasın,
Hovardasın hep bardasın,
Artık rol yapmayı bırak,
Sen bir entel magandasın..

Herhangi bir spor dalında, özellikle basketbol gibi bir braşta, bu tip yaranma çabaları ve bir yerlere şirin gözükme sevdası uzun vadede işi tehlikeli noktalara götürebilir. Bu söylemler nedeniyle bir yol açılırsa, o zaman boşta kalan her oyuncu, koç ya da yönetici çıkar, benzer bir politikaya başvurur ve ekmeğini böyle aramaya başlar.

Sağcısı, solcusu, hükümet yanlısı ya da karşıtı hiç fark etmez. Bu sonuçta bir spor ve oynadığınız oyun da basketbol. Elbette toplumsal olaylar karşısında sessiz kalmayacaksanız, tepkinizi ortaya koyacak ve düşüncelerinizi ifade edeceksiniz. Ancak siyaseti spora alet etmeye kalktığınız zaman ortaya orantsız bir denklem çıkıyor. Özellikle bu işi yapan oyuncular, koçlar ya da yöneticiler çok daha dikkatli olmalı ve cümlelerini özenle seçmeliler. Bu konuların basında çok fazla dillendirilmemesi, hiç konuşulmadığı ya da insanların tepki göstermediği anlamına gelmiyor. Bu konulardan epey sıkılan, bıkan ve yorulan bir topluluk var.

Sonra bazıları bir gün içinde tutmaz, sesli bir şekilde, ”Bizim de her şartta kontrat almamız ve milli seviyede kalıcı olmamız için sırtımızı bir yerlere mi yaslamamız lazım.” der. Bu böyle oluyor ya da böyledir demiyorum. Ancak dışarıdaki algı bu yöne doğru kaymaya başlıyor. Biraz tribünlerin içine girer, basketbolseverlerle sohbet ederseniz eğer, bu sitemlerini dile getireceklerdir. Birilerinin, korktuğu ya da başka hesapları olduğu için yazmadığı şeyler, bir şeylerin olmadığı anlamına gelmez.

Yabancı Koç Kriteri Kaldırılmalı

Yabancı koçlarla ilgili getirilen kısıtlamalar yaz döneminde çok tartışıldı ve aslında halen tartışılıyor. Bu kriterlerin getiriliş amaçlarının en başında genç ve yerli koçların önünün açılması geliyordu. Ama bunun böyle olmayacağını hepimiz biliyoruz. Yalandan slogan üretmekten kimse ölmez.

Şimdi, ”Durun bakalım kısa vadede olmaz bu işler, 1 sene olmadı başladınız, bunlar uzun vadeli işler..” diyeceklere peşin peşin söyleyeyim, 10 yıl da geçse biz hep aynı koçları görmeye devam edeceğiz. Hiç öyle arkadan gencecik, pırıl pırıl koçlar gelmeyecek, yetişmeyecek, zira işin bu yönüyle zerre ilgilenen de yok zaten.

Yerli koçun yanına yetişsin diye verilen eski oyuncu, yeni koç adayı asistanların ilk işi de cin olmadan adam çarpmaya kalkmak oluyor. Henüz 1 ay olmadan, yüzüne ‘abi’ dediği adamın altını oymaya başlıyor. Takım içindeki oyuncular üzerinden kulis yapıyor. Basına haber sızdırıyor, işi öğrenmesi gereken koçun kuyusunu yavaş yavaş kazıyor. Sonra o gömlek ona da nasip olmuyor, bu da ayrı konu. Ama Türkiye’de genel anlamda işler böyle yürüyor.

Şimdi siz bu düzende, bu kural sayesinde ciddi ciddi yeni ve yerli koçların yetişeceğine inanıyor musunuz? Ya da bu kuralın gerçekten bu yüzden getirildiğini düşünüyor musunuz? Bu kural sayesinde kısa süre içinde bu çark hangi dişlilere yaramış ona bakalım. Tartışabilecek cesaretimiz varsa bunu tartışalım.

Türk’ün kuyusunu gelip Sırplar ya da Amerikalılar kazmıyor, dikkatli bir inceleyin yine bir Türk kazıyor. Yabancı koç kriteri getirmek yerine, bazı yerlilerin elindeki kazma ve kürek alınırsa istenen noktaya daha çabuk gelinir diye düşünüyorum.

Yasaklar Sadece İşi Çıkmaza Sokuyor

Yabancı oyuncu kuralı da, ilk gün olduğu gibi halen sıcaklığını ve tazeliğini koruyan bir konu. Ki son olarak Fenerbahçe Beko Genel Menajeri Maurizio Gherardini de konuyla ilgili önemli açıklamalar yaptı.

Yabancı kısıtlaması, yerlilerin ne önünü açıyor ne de onların gelişimine katkıda bulunuyor. Yabancıyla oynamak isteyen yine zaten bir şekilde oynuyor. Yerli ve genç oynatmak isteyen ise cesurca çıkıp bunu yapıyor. Sınırsız yabancı hakkı olsa da, kadrosundaki genç ya da yerlilere süre verecek koçlar var.

Bunların en başında Beşiktaş Sompo Japan koçu Dusko Ivanovic geliyor. Bakmayın siz kendisini, ”Yaaa kuraldan dolayı yerli oynatıyor…” diye küçümseyenlere. Sanki adam istese ağırlıklı süreyi 5 yabancıya veremeyecekmiş gibi tuhaf bir yaklaşım var. Herkesin unuttuğu Samet Geyik’i hatırlatan da bu adam, Dusan Cantekin’i rotasyonun parçası yapan da bu adam. Kenan Sipahi, Burak Yıldızlı ve Erkan Veyseloğlu’nu rotasyonun ana parçası olarak gören de yine bu adam. Ki bu oyuncuların birçoğu geçmiş dönemde de kadroda vardı. Ama bu kadar güvenilmedi onlara ve hiçbir zaman da bu güveni hissetmediler. Koçun, yeri geldiğinde gözünü kırpmadan Ömer Utku Al’a da nasıl sorumluluk verdiğini biliyoruz.

Gaziantep Basketbol ligde müthiş bir çıkış yakalarken, Nenad Markovic (bakın bir yabancı koç daha) Can Uğur Öğüt’e kariyer sezonunu yaşatıyor. Orhan Haciyeva’ya 20 dakikaya yakın süre veriyor. Yani elindeki potansiyelli oyuncuya süre vermek isteyen koç, her şartta veriyor.

Belden aşağı en çok eleştiriye maruz kalan, bu konuda alttan alta üstüne haksızca gidilmeye çalışan Zeljko Obradovic’in, gelişimine önemli katkıda bulunduğu oyuncular ortada. Ki koç, Partizan gibi bir deplasmanda gencecik Kenan Sipahi’yi ilk 5 başlatacak kadar güvenini ortaya koyabilen, Melih Mahmutoğlu’nu bambaşka seviyeye çıkartan ve Ahmet Düverioğlu’na büyük bir aşama kaydettiren biri. Ahmet’in, Ürdün’de oynaması ya da bizim milli takımımızda oynayamaması ne koçun ne de Fenerbahçe’nin suçu.

Ozan Bulkaz, Adatıp Sakarya’da ana rotasyonu yerlilerden oluşturuyor. Kulübün içinde bulunduğu mali durum ve kadro yapısı nedeniyle böyle olduğu tezini ortaya atacak olsan varsa, koçun Uşak’ta yaptıklarına baksınlar. Yıllardır sanki sadece yabancıları parlatıyor gibi bana göre biraz bilinçli ve sistemli bir şekilde lanse edilen Bulkaz, Uşak döneminde nice yerliyi parlatmıştır. Onun döneminde Berkay Candan, Can Korkmaz, Tayfun Erülkü ve Şafak Edge gibi oyuncular yeniden çıkış yakalamıştır. Ki sonrasında daha iyi kontratlar aldıkları takımlara transfer olmuştur.

Yani mesela yerli-yabancı sınırlanmasında ya da bunu sınırlandırmayla düzenlemede değil. Olay tamamen koçun bakış açısında bitiyor.

Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz