Analiz: Düşmeye Doyamadığım Dipsiz Kuyumdun!

0
0

Türk basketbolu artık kulüplerin düşmeye doyamadığı dipsiz bir kuyu olma yolunda hızla ilerliyor ve bu durumun ciddiyetinin tam olarak kavrandığı konusunda şüphelerim var.

Son dönemlerin meşhur şarkısı aslında basketbolun bugünkü halini tam olarak anlatan sözlere sahip. Zira bazı kulüpler, misafir çocuğu gibi geliyor, dağıtıyor ve gidiyor. Burada kulüplerin yönetiliş şekli kadar, denetim mekanizmasının da sağlıklı işlemediği gerçeğini atlamayalım. Geçtiğimiz haftalarda da benzer şekilde bu konuya kısaca değinmeye çalışmıştım. Ancak şu an gidişatın ne kadar sıkıntılı olduğu konusu; ya görmezden geliniyor ya da gerçekten pek ciddiye alınmıyor. Gün gelecek belki de BSL’nin övündüğümüz kalitesi, TBL seviyesine kadar inecek ve o zaman aklımız başımıza gelecek.

15 yıllık bir emeğin ürünü olan Uşak Sportif takımı 15 dakika içinde kapandı. Ligin başlamasına birkaç gün kala Trabzonspor ligden çekildi. Alt liglerde çekilme yarışı yaşandı. Sosyal medyada biraz kıpırdanma oldu ama olduğuyla kaldı. Şimdi ise koskoca Beşiktaş’ın içinde bulunduğu maddi krizle birlikte, son olarak Sakarya’nın yaşadıkları ve daha bunları yaşayacağının sinyallerini veren bazı kulüpler de sırada bekliyor. Beşiktaş bir şekilde bu fırtınayı atlatır. En kötü 1-2 iş adamı olaya el atar, toparlar. Ancak Sakarya’nın ve Sakarya gibi olanların böyle bir gücü yok. Uşak’ta, Trabzon’da bunları yaşadık ama ders almadık. Mağdur olan koçlar, oyuncular ve çalışanlar oldu. Yeni mağduriyetler de çok yakında karşımıza çıkacak zaten. Camianın çok az içinde olan biri bile bu gerçekleri görüyor ve biliyor. Ama nedense konuşulmuyor. Konuşamayan bir toplum olduğumuzun farkında değiliz, konuştuğumuzu sanıyoruz çünkü kuru gürültü yapıyoruz.

Deniz bitti bitiyor, kumu görmeye başladık. Taşıma suyuyla bir deniz yaratamazsınız, olanı korumak zorundasınız.

Bazı Şeyler Bu Kadar Basit Olmamalı

Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar kolay ‘kapanma’ kararı alınmıyor. Ama bizde moda olmaya başladı. Paramız bitti, küstük ve oynamıyoruz. Bu mudur yani? Bu kadar basit midir? Bu kulüplere bel bağlayan, evine buradan ekmek götüren, planlamasını buna göre yapan koçun, çalışanın ve oyuncunun günahı ne? En kötüsü bu insanlar da mağdur olduklarıyla kalıyorlar.

Gelelim en son yaşanan gelişmelere; Sakarya’nın içinde bulunduğu kriz ortamı artık ayyuka çıkmış durumda. Bu noktaya nasıl gelindi? Ne gibi planlamalar yapıldı, yapıldıysa yanlış giden ne oldu, neyi hesaplayamadılar? Bir tane yönetici buna tatmin edici cevap veremiyor. Ortalık bu konuyla çalkalanıyor ama kimse çıkıp bir izah getirmiyor, getiremiyor. Kulislerde kulübün çekilmesi bile konuşuluyor. Bu doğrudur, yanlıştır onu bilemem. Ancak tatmin edici bir açıklama gelmediği sürece bu dedikodular giderek daha sesli bir şekilde dile getirilecek ve belki de bu iddia gerçekleşecek.

Sonra biz Uşak’ta, Trabzon’da ve nicelerinde olduğu gibi burada yaşanan mağduriyetleri yazacağız, yazdığımızla kalacağız.

Ahmet Çakı Ateşten Gömlek Giydi

Sezon başında Darüşşafaka Tekfen’in en büyük şansının Ahmet Çakı olduğunu söylemiştim. Şahsen ben koç olsam böyle bir riske girmezdim, zira bu sezonki Daçka’nın sorumluluğunu almak büyük riskti.

Her şeyden önce kadroda zorunlu bir revizyon oldu. Bütçe, önceki senelere göre inanılmaz düştü. Hal böyle olunca, o bütçelerle kuracağınız kadro zaten kimseyi tatmin etmeyecekti. Üstelik Euroleague’de mücadele etmek şans değil, bana göre şanssızlık haline geldi. Orada alınan üst üste kötü sonuçlar psikolojik olarak ister istemez mental yaralanmaya neden oldu. Bu da yetmezmiş gibi ligin ilk 5 haftasında playoff iddiası çok yüksek olan 4 takımla maç yaptılar.

Çakı’nın Daçka’sı için ligdeki Fenerbahçe maçına kadarki 4 maç (Galatasaray, Beşiktaş, Banvit, Sakarya) hedef maçlar. Bu maçların tamamını kazanma ya da minimum 2 galibiyet çıkartma ihtimalleri var. Bu fikstür onlara nefes aldırabilir.

Ahmet Hoca, kolaya kaçıp aslında yabancıların süresini maximuma çıkartıp, bazı yerlilerin süresini ise minimuma indirseydi, o dönemde ligde ekstra 2 maç daha cebe koyabilirdi. Israrla yerlilere şans vererek bir şeyler yapmaya çalıştı. Burada o yerlilerin de, Hoca’nın değerini bilmesi ve koçu için savaşması gerekiyor. Zira Çakı’nın yerine başka bir koç olsa oyuncunun gelişimini değil, doğrudan kendisini düşünür ve kısa vadede sonuca odaklı giderdi. Ki yine ben olsam, açıkçası kısa vadede sonuca odaklı giderdim. Türkiye iklimi maalesef bu kadar idealist ve uzun vadeli planları kaldıracak seviyede değil henüz.

Doğuş Özdemiroğlu Aynaya Bakmalı

Benim en çok eleştirdiğim konulardan biridir Ahmet Çakı’nın Doğuş Özdemiroğlu’na çok fazla kredi vermesi. Sadece benim değil, çevremdeki hemen hemen herkesin ortak düşüncesi bu. Ancak Ahmet Hoca’nın oyuncu ve insan kazanma odaklı bir felsefesi olduğunu biliyorum.

Doğuş bu söylediklerimizi okur okumaz, takar takmaz, umursar umursamaz, açıkçası bu da çok önemli değil. Ancak henüz 1996 doğumlu olan bir oyuncunun uzun vadeli düşünüp, biraz aynaya bakması lazım. Önce içindeki Fenerbahçe nefretinden kurtulması, tuttuğu takımın taraftarına şirin gözükmekten vazgeçmesi ve profesyonel bir oyuncu olduğunun farkına varması gerekiyor. Basketbol camiası küçük bir camia. Bazen fısıltı dediğimiz şeyler bir çığlık gibi yankılanır. Darüşşafaka mezunu olmasına, medyadaki abisine ve dokunulmaz tavrına fazla güvenmesin. Gün gelir arkanda kimseyi bulamazsın, ki Ülker Arena’da bulamıyorsun. Her maç ıslıklanıp, tepki görüyorsun. Bu çok hoşuna gidiyorsa böyle devam et, ona lafımız yok. Yeşilgiresun’da oynarken Fenerbahçe tribünlerine küfür ettin, Jan Vesely’i kasıtlı olarak sakatlamaya yönelik hareketinle tepki çektin, insanlar sana eleştiri getirdikçe sağda solda, ”Umrumda değiller, bir kulağımdan girer, diğerinden çıkar.” dedin. Daha 22 yaşındasın, bu yaşta bu kadar antipati toplaman sana uzun vadede ciddi zararlar verir ve o zaman bazı şeyler umrunda olmaya başlar.

Kaldı ki, Doğuş’un bu tavırları kendisi kadar aslında en çok kendisine güvenenlere zarar veriyor. Yolun halen başında olan Doğuş’un iç muhasebesini yapması ve artık profesyonel bir oyuncu gibi davranması gerekiyor. Yoksa hakkında söylenenlerin yarısını yazmaya kalksak ortalık daha da karışır. Bugün Fenerbahçeli olduğu bilinen bir oyuncu, Galatasaray tribünlerini tahrik etse, bu söylediklerimiz o oyuncu içinde geçerli olur. Burada konu Fenerbahçe, Galatasaray ya da Beşiktaş değil. Yapılan eylemler ve bu eylemlerin sonuçlarıdır.

Marko Guduric Yüzünden Aklını Kaybedenler Var

Fenerbahçe’nin yıldızı Marko Guduric eğer Sırbistan’da değil de dünyanın herhangi bir yerinde doğsaydı bugün bambaşka şeyler konuşuyor oluyorduk.

Bu ülke hakikaten bazen çok ilginç ve enteresan olaylara sahne olabiliyor. Guduric aslında bunun en güzel örneği. Saha içi sonuçları üzerinden koça vurmak imkansız. Nereden ne bulsak da eleştirsek diyen zihniyet artık tamamen aklını kaybetmiş durumda.

Guduric kötü oynadığı zaman ‘torpilli’ diyorlar, hadi onu anladık. Lakin akıl sağlıklarını o kadar yitirmişler ve kafalarını boş işlerle o kadar bozmuşlar ki, adam iyi oynadığı zamanda aynı şeyi söylüyorlar. Guduric’e verilen şans başka birine verilse o da aynısını yaparmış! Şimdi bunun zaten tutarlı bir tarafı olmadığını biliyoruz, olmadığı gibi böyle bir şeyin saçmalığını ispat da edebiliyoruz. Ancak biz ne yazarsak yazalım, neyi ispat edersek edelim, bunlar neye inanıyorsa onu söylemeye devam edecekler. Çünkü amaçları asla üzüm yemek değil, her zaman bağcıyı dövmek.

Guduric, eleştirilemez bir adam değil. Sezon başından beri istikrarsız maçları oldu. Bazen kendini çok fazla geri plana attı, güven sorunu yaşadı ve bu da performansına yansıdı. Ki Zeljko Obradovic de zaman zaman basın toplantılarında oyuncusunu eleştirdi. Son maçlarda, ki özellikle Maccabi maçında, kendine olan güveni arttıkça neler yapabileceğini hem biz, hem de aslında kendisi gördü. Bu maçlar Guduric için olumlu anlamda kırılma maçları olacaktır, bunu ileride daha net göreceğiz. Fenerbahçe’ye her gelen Sırp oyuncu için inatla aynı şeyleri söylemek kabak tadı vermedi mi? Ki bahsi geçen oyuncular arasında Nemanja Bjelica ve Bogdan Bogdanovic de var. İkisinin de yaptıkları ve geldikleri nokta ortada.

Velev ki dediğiniz gibi olsun, yani Obradovic kendi vatandaşlarını koruyor diyelim. O zaman adama demezler mi, senin Türk koçların da aynı şekilde Türk oyuncuları korusun. Sen kendin, kendi çocuklarına ne kadar değer veriyorsun ki, Obradovic ve Sırpları sorguluyorsun? Bu ülkede bazı yetersiz koçların ya da idarecilerin borazanlığını yapan adamlar, sitelerinde, köşelerinde o çocuklara talimatla saldırıyorlar. Hedef tahtası haline getiriyorlar, tembel diyorlar, sorumluluk alıp şut atana niye şut attın diye hesap soruyorlar. Senin bir derdin varsa önce bir aynaya bak, kendi yapına bir eleştiri getir, sonra Guduric’i mi eleştirirsin, Obradovic’i mi eleştirirsin, ona o zaman karar veririz.

Berk Uğurlu’yu Alın Ders Diye Okutun

Çok değil bundan birkaç yıl öncesine kadar eleştiri oklarından nasibini alan gençler arasında yer alıyordu Berk Uğurlu. Bu eleştirilerin bazılarında haklılık payı olsa da, çoğu zaman ölçü kaçıyor ve iş tamamen farklı noktalara gidiyordu.

Yalnız Berk burada bir şeyi çok iyi yaptı. Art niyetli tüm eleştirilere kulaklarını tıkadı ve iyiliği için eleştirenlerden ders aldı. Çalıştı, çabaladı ve hak ettiğini söke söke almaya başladı. İstatistikler üzerinden gidersek Berk’in gelişimini çok basit bir şekilde anlatabiliriz. Ancak istatistik her şey değildir. Zaten bu çocuğa yapılan en büyük haksızlık da buydu. O, aslında bugün yaptığı çoğu şeyi zaten yapıyordu ve bu potansiyeli de vardı. İstatistik hanesine yansımayan rakamlardan dolayı bütün çabasını bir çırpıda, belki de biraz acımasızca çöpe atıyorlardı. Şimdi sayı, asist ve ribaunt rakamlarını da yukarı çekince artık görünmeyen işleri de görülmeye başlandı.

Bu sezon Berk’in temel olarak iki özelliği çok öne çıkıyor. Daha doğrusu onu bir seviye daha yukarı çeken iki özelliğini önemli ölçüde geliştirdi. Bunlardan biri doğru şut seçimleri. Özellikle son maçlardaki bütün şut seçimleri kusursuza yakın. Bu da onun sezgilerinin güçlendiğini gösteriyor. Bir diğer konu ise bana göre en önemlisi bu, liderlik özelliklerini geliştirmesi. Eskiden takım arkadaşlarını yönlendirmede ‘çekingen’ bir görüntü veren, deyim yerindeyse ‘sessiz’ kalan Berk, şimdilerde kime nerede durması ve neler yapması gerektiğini söyleyen bir ‘oyun kurucu’ olmuş durumda. Karşıyaka’da kağıt üzerinde geçtiği için değil, gerçekten oyunu kurduğu için takımın en önemli oyun kurucusu oldu.

Berk henüz 22 yaşında, oyununun tam olarak olgunlaşması için önünde 2-3 yıllık bir süreç daha var. Ki gelişimin yaşı olmaz, buna en iyi örnek de Jason Kidd’dir. Kariyeri boyunca şutuna şüpheyle bakılan efsane oyuncunun, kariyerinin son dönemlerinde nasıl bir ceza şutörüne evrildiğini ve Dallas Mavericks’in şampiyonluğunda nasıl kilit rol oynadığını biliyoruz. Chauncey Billups’ın, NBA’den kopma noktasına geldiği dönemde Detroit Pistons’la anlaşması ve ardından Finallerin MVP’sine doğru yol almasını dün gibi hatırlıyoruz. Bu tip nice örnekler sayabiliriz. Pes etmediğin, inandığın ve çalıştığın sürece bugün değilse bile, bir süre sonra mutlaka hedeflerine ulaşırsın.

Bizler artık başka dünyaların kahramanlarını değil, günü geldiğinde kendi kahramanlarımızı yazdığımız zaman hikayemizi tamamlayacağız. Kendi değerlerimizi küçük gördüğümüzde değil, o değerleri kendi şartlarında değerlendiriğimizde yarattıkları büyük farkı göreceğiz. Berk de sadece kendi kariyeri için değil, kendisinden sonra gelenlerin kariyerleri içinde bir rehber, bir örnek teşkil edecektir. Böyle devam ettiği sürece önündeki engelleri tek tek aşmaması için hiçbir neden yok. Şöyle geriye baktığında, 2 yıl içinde kat ettiği yolun belki kendisi bile o kadar farkında olmayabilir. Bazen yarattığınız farkın önemini siz değil, başkaları görür.

Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz