8 Milyonluk Sırbistan 80 Milyonluk Türkiye’yi 10’a Katlıyor

1
0

Çin‘de düzenlenecek 2019 FIBA Dünya Kupası öncesi daha geniş kapsamlı yazılar ve yorumlar bu sayfalarda olacak.

Şampiyona öncesi biz biraz daha farklı bir konuya değinmek istedik aslında.

Çocukluğunu 90’larda yaşamış biri olarak, geriye dönüp baktığımda gerek futbolda gerek basketbolda milli takım denildiği zaman akan sular dururdu. Kahvelerin içi dolup taşar, kaldırımlara masalar atılır, komşudan gelen takviye televizyonla o ‘milli coşku’ yaşanırdı.

Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı, sağcısı, solcusu tek yürek olur ve o an bütün kimlikler unutulurdu.

Yüksek dozda duygu enjekte ederek, romantizm yaşatma ve eski günleri özlemle anma derdinde değilim. Biz nasıl bu hale geldik ve nereye doğru yol alıyoruz o başka sayfaların, başka kişilerin konuşması gereken bir konu. Konuşmaya ya da yazmaya biraz cesaretleri olursa seve seve takip ederiz elbette…

Şimdi gelelim asıl meselimize. İnsanların, milli takım olgusunu eskisi gibi hissetmemesinin sosyolojik nedenleri bir yana dursun, bir de birçok kişinin dillendirdiği, ”Bu kimin takımı, milli mi yoksa birilerinin mi?” sorusuna. Bir yerde adalet duygusu zedelenirse, yapılan seçimlere güven kalmazsa ve keyfi uygulamalar tavan yaparsa işte o zaman milletin değil, birilerinin takımı olursun.

8 Milyonluk Sırbistan 80 Milyonluk Türkiye’yi 10’a Katlıyor

Türkiye’nin nüfusu kağıt üzerinde Sırbistan’ın neredeyse 10 katı. Ama gel görelim Sırpların çıkardığı yıldız sayısı Türklerin neredeyse 10 katı. Aslında bu utanç bize yeter diyerek yazıyı sonlandırmak lazım ama biraz daha tartışmak isterim bu konuyu.

Bizim yetkililerimiz, ”Oyuncu havuzumuz dar.” demekten öteye gitmiyor. Bunu zaten sokaktaki vatandaş da söylüyor. Muazzam bir tespit yapmıyorsunuz yani. Oyuncu havuzunu genişletmek için ne yapıyorsunuz onu bir izah etseniz! Yabancı sayısını 5’e çekerek mi oyuncu yetiştireceğinizi sanıyorsunuz? Yabancıyı komple yasaklayın, 5 yıl böyle devam edin, bunun bir çözüm olacağına gerçekten inanıyor musunuz? Bu kadar dar açıdan olaylara bakarak, bu işlerin düzelmeyeceğini anlamak için daha kaç sene geçmesi gerekiyor?

Yarışmacı ve yetiştirici takım ayrımını yapmak çok zor olmamalı. Yarışmacı takımlarımız zaten belli. Bu yarışmaya dahil olamayıp, kendi ekseni etrafında dönmekten başka bir şey yapmayan takımları karşınıza alıp, yetiştirici olmaya teşvik edebiliyor musunuz, işte tüm mesele burada başlıyor.

Sırbistan’ın 16, 18 ve 20 yaş grubundaki gençleri biliyor ki, katıldıkları turnuvalarda madalya alsınlar ya da almasınlar, ülkelerinde istedikleri şansı bulacaklar. Çünkü takımları buna teşvik eden bir sistem var. Onlara güvenen koçlar ve yöneticiler var. Madalya aldıklarında şımartmıyorlar ama alamadıklarında da asmıyorlar.

Gerçi biz olası bir proje takımını devreye sokarsak, bunu ne denli becerebiliriz o da soru işareti. Eğer öyle bir takımın başına da yine birilerine yakın biri gelecekse, o takımı da belli menajerler şekillendirecekse, sonuç hüsrandan öteye gitmez.

Milli Takıma Giden Yol PR Çalışmasından Geçiyor

Eli yüzü düzgün, efendi çocuk imajıyla birilerinin PR çalışması sonuç verir ve milli takıma giden yol buradan geçerse, o zaman vah altyapıların haline.

Şutunu, savunmanı ya da hücumunu geliştirmene gerek kalmıyor. Bir kutu jöle, iki süslü cümle kurduğun an, 5 sayının altında ortalaman olsa bile 10 sayı ortalaması olan oyuncuların önüne geçiyorsun. Kapıyı buradan açıyorsun, oyununu geliştirmesine değil, PR çalışmasına teşvik ediyorsun.

Elle tutulur uzunun zaten sayılıyken, onları belli nedenlerle dışarıda bırakıp, yerlerine birilerinin PR çalışmasını alıyorsun. BSL’deki oyuncular arasında bile böyle bir ayrım varken, TBL’de adam Shaq performansıyla oynasa yine alınmaz, alınmayacağını da biliyor zaten.

Geçtiğimiz sezon takımı ilk 5’te olan ve en çok gelişme gösteren oyuncuların başında gelen bir oyun kurucuyu, aday kadroya dahi çağırma zahmetinde bulunmuyoruz. Yerli havuzumuz dar deniyor ama buradan bakınca baya lüks içindeyiz gibi bir hava var.

Eskiden milli takıma seçilebilmek bir oyuncu için en anlamlı şeydi. Şimdi birçoğunun haklı olarak umrunda bile değil. Kariyer sezonunu yaşayan bir oyuncu biliyor ki, ağzıyla kuş tutsa milli takıma seçilemeyecek.

Bu noktada bir not düşelim. Elbette mevcut milli takım kadrosunda orayı sonuna kadar hak eden birçok oyuncu bulunuyor. Ancak çok değil, 2 kişilik PR kontenjanı da tüm dengeleri bozabiliyor.

Vasata Alışmaya Başladık

Bu satırların sahibi olarak, yaptığım her eleştirinin %100 haklı olduğunu savunacak kadar sığ karakterde biri değilim. Elbette bizim de doğrumuz ya da yanlışımız vardır. Ancak dikkat ederseniz eskiden insanlar daha fazla eleştirir, daha fazla sorgular ve daha fazla tartışırırdı.

Günümüz Türkiye’si eleştireden korkan, her eleştiriyi düşmanlık olarak algılayan bir konuma geldi. İnsanlar da kendilerini buna göre konumlandırdı. Yapılan her şeyi savunmak iyilik olmuyor ne yazık ki. Keşke öyle olsa, bizde o zaman her yapılana alkış tutup, ivme kazandırmak için elimizi taşın altına koymaktan çekinmezdik.

Önümüzde çok önemli bir turnuva var. Birçok insan şimdiden vasat bir sonuca kendini hazırlamış durumda. Sosyal medyada ya da çeşitli platformlarda bunu görebiliyoruz.

80 milyonluk bir ülkenin, 8 milyonluk bir ülke kadar umutlanamaması sizce de biraz acı değil mi?

Kemal Erdem
kemal.erdem@basketball.com.tr

1 YORUM

  1. Harika analiz ve tesbit.en doğrusu da”eleştirmenin ve sorgulamanın düşmanlık algılanması”!bu mantalite YALAKALIK yarışına sürüklediği için memleket de batıyor insanlok da, çünkü ne ADALET YOKSA HERŞEY BATAR.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Lütfen isminizi giriniz